3 Mart 2013 Pazar

HAİNLERDEN NİÇİN KORKULUR?


HAİNLERDEN NİÇİN KORKULUR?

Hain, zarar vermekten, üzmekten veya kötülük yapmaktan hoşlanan, bundan zevk alan kişidir.
Genellikle zayıf karakterli tiplerdir. Çoğu zaman büyük kitlelerin içine saklanırlar, ortaya çıkabilecekleri siyasal ortamın oluşmasını beklerler.
Roma döneminin en güçlü hatibi Çiçeron, bunların düşmandan daha tehlikeli olduğunu, çünkü düşmanın kim ve nerede olduğunun  bilindiğini söylemiş.
Bakın, inceleyin, tarihten bugüne kadar gelin, bütün hainler  devletin  imkanlarından  en fazla istifade etmiş olanlardır.
Hainlik yapabilecekleri  noktaya gelinceye kadar seslerini hiç çıkartmazlar, bukalemun gibidirler, her renge girerler.
Adam, devletin üniversitesinde Profesör olmuştur. Asistanlık yıllarında hocasının çantasını taşımış, hocası ne demişse emredersiniz demiş, boynunu bükmüş, sessizce kabul etmiş görünmüştür. Gerçek düşüncesini hocasına hiç söylememiştir. Tam bir zavallıdır.
O titri alıp, siyasi iklimin müsait olması sonrasında, mensubu olduğu etnik kökenin sömürüldüğünü iddia etmeğe başlamıştır.
Nasıl bir sömürülmeyse?
Devlet imkanları önüne serildiğinde, bunları sonuna kadar kullanmıştır.
Devlet memuru olurken hiçbir engelle karşılaşmamış, belki de üniversite yıllarında devletten burs bile almıştır.
Ama onu hiç söylemez.
Bir diğeri, avukat, hakim, savcı olmuş; bu görevlere gelirken hiç kimse onun önüne etnik kökeninden ötürü bir engel çıkarmamış, ama o hep ağlamaya devam etmiştir.
Eğer mensubu olduğu etnik kökenden gelen soydaşlarına en ufak bir sıcaklık duysa, bölgenin feodal yapısına karşı çıkması gerekirdi.
Çıkmış mı? Ne gezer.
O feodal yapının ağababaları ile bir araya gelip, o düzenin devamı için, bölge insanın geri bıraktırılması için “ana dilde eğitim” der.
Ama kendi çocuğunun İngilizce öğrenmesi için çaba sarf eder.
Büyük patronu ABD çağırdı mı, orada Kızılderililere her türlü mezalimin yapıldığını, uzak doğu kökenli insanların İkinci Dünya Savaşında tehlikeli hayvanlar gibi toplama kamplarında tutulduğunu aklına bile getirmez; gider onlara biat eder, T.C’ye  etmedik hakareti bırakmaz.
Bunlar kamu görevinin en alt noktasından başlar, aklına gelebilecek en üst noktaya kadar çıkarlar, ama onlara sorarsanız kanun önünde eşit değillerdir, ezilmektedirler.
Hep birileri tarafından yaşadıkları ülkeye karşı kullanılmışlardır.
Bunların yanında birde “entel” dediğimiz, “aydın” gibi gerçeği aramayan, moda olan düşüncenin peşinde koşarken en önde görünmek, ekonomik refaha erişmek için her şeyi yapanlar vardır.
Bunlar, öğretim üyesi olur, gazeteci olur, siyasetçi olur.
Bunlar moda olan düşüncenin peşinde koşarken, moda olduğu için ya da uşaklık ettikleri ağababalarının, düşüncelerinden hoşlanmadığı, o toplumun duygu ve inanç dünyasından kazımak istedikleri liderleri, yaşadığı dönemde bulunmayan araçlar ya da kurumlar çerçevesinde yargılarlar.
Örneğin, Anadolu aydınlanmasının büyük mimarı Atatürk’ü, devrimleri halka sormamakla, demokrat olmamakla suçlarlar.
Henüz soy kırım tarifinin bulunmadığı bir dönemde yani 1915 Osmanlısından hareketle, tarihi gerçeklere sırtını da dönerek, hem de bugünkü Türkiye Cumhuriyeti’ni, Ermenilere Soykırım yapmakla suçlarlar.
Böylelikle yaşadıkları ülkeyi,  moda olan bir düşüncenin peşinden koşarak, gerçeği aramadan suçlarlar.
Bunu yaptıkları için de ödüllere layık görülürler.
Bunlar tarih boyunca hep varlardı.
Bunların en önemlisi Caesar’ı arkasından hançerleyen Brütüs’dü.
Kimdi Brütüs?
Yaşadığı dönemde devletin imkânlarından en fazla yararlanan  senatördü.
Caesardan himaye de görmüştü. Ama sonunda, imkan bulduğu an, hep olduğu gibi, onu sırtından hançerlemişti.
Bizim yakın tarihimize bakın, mütareke döneminde, yukarıda tarif ettiğimiz hainler yok muydu?
Binlerce vardı.
Bugünde var,
Bunu en iyi anlatan ABD önceki Dışişleri Bakanlarından Henry Kissenger’dir. “Biz Amerika Birleşik Devletlerindeki hainleri öldürürüz, ama başka ülkelerin hainlerini çok sever ve koruruz” demiştir.
Hainler! Kissinger sizi böyle tarif ediyor. Onun için sizlerden korkulur.