10 Mart 2013 Pazar

DEMOKRASİNİN TEMİNATI ÖZGÜR BASIN



Her rejimde bir parlamento olabilir, ister işlevsel ister göstermelik, ama vardır.
Parlamentonun varlığı, birden fazla partilerin bulunması da gerçek anlamda demokrasinin göstergeleri değildir.
Demokrasinin en büyük teminatının özgür basın olduğunu İngiliz siyasetçi:  “Lordlar Kamarası sizin olsun, Avam Kamarası da sizin olsun, siz bana özgür basını verin” diyerek özetlemiştir.
Bu ülke insanın büyük bir çoğunluğunun doğru dürüst bilmeden hayranlık duyduğu Amerika Birleşik Devletleri’nin en büyük özelliği “ifade özgürlüğüdür”
Orada başkan Obama dahil herkes ve her eylem en acımasız şekilde eleştirilir, çünkü gerçek demokrasiye inanıyorsanız, düşünce ve ifade özgürlüğünü savunmanız şarttır..
Amerika Birleşik Devletleri veya bir başka uygar ülkede,bir devlet başkanı veya  hükümet başkanı, hoşlanmadığı yayınları yapan gazetelerin patronlarından, sevmedikleri, haz etmedikleri gazetecilerin  işten çıkartılmasını isteyebilirler  mi?
Mümkün değil.
Böyle bir istekte bulunamayacakları gibi akıllarından bile geçiremezler, geçirirlerse adama “sevsinler senin ileri demokrasi anlayışın” derler.
Geçmişte ve günümüzde Dünyayı, Türkiye’yi  sarsan haberlere bakın bunların hepsi özgür basının başarısıdır.
Demokrasiyi tam özümseyememiş ülkelerde, ülkesinin kaderini dilediği şekilde ele geçirmek isteyen siyasetçiler, önce basın özgürlüğünü yok etmeye çalışırlar.
Bunu yaparken de aynen Tayyip Erdoğan’ın bugün yaptığı gibi, ülkenin yararını gözetiyormuş gibi bir algı yaratmaya çalışırlar.
Daha yeni, muhteşem bir gazetecilik örneği olan “İmralı Tutanak”larının yayınlanmasına,  büyük tepki veren Başbakan Tayyip Erdoğan “Sevsinler senin gazeteciliğini” diyebilmiştir.
Ve bu tepkisini de, “sözde barış süreci” baltalandığı için vermiş gibi yapmıştır.
Aslında burada tam olarak da yukarıda sözünü ettiğimiz “ülkenin kaderini tek başına eline almak” arzusunun, yani İmralı’da kotarılan “ver Türk tipi başkanlığı al özerkliği” Anayasa oyununun ortaya dökülmesinden duyduğu rahatsızlıktır.
Yani basın görevini yapmıştır
Demokrasinin hareket noktası, siyasi iktidarların, ancak kontrol edildikleri zaman doğru yolda kalacaklarına olan inançtır.
Burada gazete ve gazeteci  halkın haber almasını sağlamış, siyasal iktidarın kontrol edilmesinin önünü açmış,  ancak bu ülkenin ne siyasetçileri, ne kamu hukukçuları, ne  demokrasi ayıbı bu sözlere ve nede ortaya dökülen ülke bütünlüğüne yönelik pazarlığa tek tepki vermemişler/verememişlerdir.
Burada gazete ve gazeteci görevlerini yapmışlardır.
Görevlerini yapmayanlar bu ülkenin aydınları ve siyasal partileridir.
Demokrasiyi, basın özgürlüğünü içine sindiremeyende Tayyip Erdoğandır.
Doğru haber alma, doğruları ve gerçekleri bilme yani doğru bilgilenme hakkı demokrasinin gereğidir.
Özgür basın, halkın gerçekleri öğrenerek, doğru siyasal tercih yapabilmesi, ve azınlığında çoğunluk haline gelebilme hakkı  için şarttır.
Özgür basın,  ister siyasi, ister ekonomik gücü elinde bulunduranların  kamuoyu önünde hesap verebilmeleri için şarttır.
Ülkenin aydınları, siyasi partileri için güçlü, yansız, ilkeli, demokratik bir yazılı ve görsel basın  hedef olmalıdır.
Bu hedefe ulaşabilmek için en azından siyasi partiler  ilk etapta, Başbakanın böyle konuşmasının temel nedeni olan vergi inceleme ve denetim gücünün siyasal iktidarın etki ve yetki alanı dışına çıkartılmasının mücadelesini vermek zorundadırlar.
Dünyanın bir çok demokratik ülkesinde başta, Amerika Birleşik Devletlerinde olmak üzere vergi idareleri siyasal iktidarların kontrolünde olmayıp, özerk kuruluşlardır.
Bu temin edilmeden iktidarları hoşuna gitmeyen hiçbir bilgi halka ulaştırılamaz.
Nadiren de olsa ulaştırıldığı zamanda son tutanak olayında olduğu gibi, gazete ve gazeteci Başbakan tarafından baskı altına alınır.
Eğer demokratik bir ülkede yaşamak istiyorsak, demokrasinin teminatı olan özgür basın için hukuk mücadelesi vermek zorundayız.