2 Eylül 2012 Pazar

SURİYE İÇ SAVAŞI VE TÜRKİYE




Başbakan Tayyip Erdoğan, Kemal Kılıçdaroğlu’nun Suriye konusunda kendisine yazdığı mektuba cevap verirken, “Mazlum milletlere ilham kaynağı olmuş bir tarihi mirasa sahibiz. Dış politikamız, bu tarihi mirasın  devamı olarak ahlaki ve siyasi ilkelere sıkı sıkıya bağlıdır. Bu da halkların iradesinden yana olmamızı gerektirir” dedikten sonra bu politikaya herkesin destek vermesi gerektiğini belirtmiştir.
Bu beyan Başbakan’ın çok sıkıştığını göstermektedir. Zira, mazlum Miletlere ilham kaynağı olmamız, ulu önder Atatürk’ün yürüttüğü Kurtuluş Savaşı ve Türk Aydınlanmasının sonucudur.
Yani Sevr’i yırtıp atıp Lozan’ı yazarak mazlum milletlere örnek olduk.
Yurt’ta sulh Cihan’da sulh ilkesiyle, 1974 de soydaşlarımızın mal ve can güvenliğini sağlamak için yaptığımız Kıbrıs Barış harekatına kadar hiçbir harbe girmedik.
AKP  iktidara gelinceye kadar, iktidar sahipleri bu ülkeyi savaşlardan uzak tutmayı bu ülkenin yararına olduğuna inanıyorlardı.
Türkiye gibi bir ülkenin en büyük menfaatinin savaşa katılmayarak elde edildiği, İkinci Dünya Savaşından sonra herkesin hemfikir olduğu bir konudur.
Asıl sorun bu iradenin gösterilebilinmesidir.
Ancak AKP iktidarı döneminde, dış politika kararları, günü birlik, hiçbir ciddi değerlendirme yapılmadan, stratejik ortak dediğiniz ABD’nin menfaatleri doğrultusunda kararlar almak olarak uygulanıyor.
Suriye bugün yaşanan olaylardan sonra eğer toprak bütünlüğünü koruyamazsa üçe bölünecek ve üç ayrı devlet kurulacaktır.
Irak’ta yaşanan fiili durumdan sonra,Türkiye’nin dış politikasının  Ortadoğu’da bütün devletlerin siyasi varlıklarının devamından yana olmalıdır. Bugün Suriye’de yaşanan kaos Lübnan’a da sıçrama eğilimi göstermektedir.
Düne kadar müşterek bakanlar kurulu, ailecek yaz tatilleri yapılan Başkan Essed ne çabuk, zalim, katil, haksızlık yapan bir insan oluverdi.
Bunu ABD li dostlarınız  kulağınıza söyledikleri zaman mı anlayabildiniz?
 Asıl çok önemli ve komik olan konu, Türkiye’nin  Suriye halkına demokrasi getirmek için Suudi Arabistan’la beraber hareket ediyor olmanızdır. Eğer Türkiye bir gemi ise, dümen Başbakan  ve Dışişleri Bakanı gibi iki bilgisiz ve acemi kaptanın eline kalmıştır ki vay bu ülkenin haline.
Sayın Başbakan, ayrıca  tutarlı da  değilsiniz, söylem ve eylemleriniz bir biriyle taban tabana zıt.
Suriye yönetimini, kendi halkına karşı kıyıcı davranmakla,  katil olmakla suçlarken,  Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından soy kırım yapmakla suçlanan Sudan Devlet Başkanı Ömer El Beşir’i Türkiye’de ağırlamadınız mı?
Bu şahıs kıyıcı acımasız bir katil olarak adı geçen mahkeme tarafından aranmıyor muydu?
Suriye’de bu olaylar başlamadan Türkiye kesin tarafsızlığını ilan etse bugün yaşadığı sıkıntıları yaşamayacaktı. Nitekim İran ve Irak arasında yıllarca süren bir savaş sırasında Türkiye tarafsızlığını daha ilk günden ilan ederek gerek savaşan ülkeler nezdinde ve gerekse dünya da çok saygın bir konum elde etti.
Bugün Suriye’de oynan oyun, 2003 yılında ABD Dışişleri Bakanı olan Condolleza Rice’ın Washington Post Gazetesinde yayınlanan “Fas’tan Basra Körfezine kadar Ortadoğu’da bulunan bir çok devletin rejiminin, sınır ve haritaların değiştirileceği söyleminin hayata geçirilmesidir. 
Arap baharı denilen gelişmelerle Ortadoğu’nun yeniden planlanarak, devletlerin rejimlerinin değişmesi temin edilmiş, sonucunda da giden diktatörlerin ülkelerinde tam anlamıyla istikrar sağlanamamıştır.
İktidarın yürüttüğü dış politika maalesef , mazlum milletlere ilham kaynağı olmuş bir tarihi miras sahibi devlet uygulaması değil, emperyalistlerin istediğini yerine getiren bir devlet uygulamasıdır.
Ortadoğu ülkelerinin parçalanması, bölünmesi bölge açısından istikrar getirmez. Türkiye Yurtta sulh cihanda sulh ilkesine bağlı kalarak, hem kendi güvenliği ve hem de Suriye ve diğer devletlerin güvenlikleri ve toprak bütünlüklerini esas alan bir politika yürütmelidir.