3 Haziran 2012 Pazar

ŞEHİT TORUNU


            
AKP Genel başkanı ve Başbakan Tayyip Erdoğan geçen Salı günü AKP Grup toplantısında yaptığı konuşmada : ''1914 yılında Erzincan'da, Osmanlı 3. Ordusu, Doğu'ya doğru hareket ediyor. Sarıkamış'ı düşmandan kurtarmak, oradan Kafkaslar'a akmak için, yüz binlerce Mehmet, yüz binlerce nefer, heyecan içinde, iman içinde, şahadet arzusuyla Allahu Ekber Dağları'na doğru ilerliyor. Biz o dağlarda, soğuktan, maalesef on binlerce askerimizi şehit verdik. Rahmetli dedem de o dağlarda donarak şehit oldu.” demiştir.
Tarihimize Sarıkamış faciası olarak geçen, büyük bir askeri yanlışla zor kış şartlarında Allahuekber dağlarına gönderilip, Ruslara karşı neredeyse tek mermi atmadan, acımasız soğuğa mağlup olup, komutanından rütbesiz erine kadar  on binlerce vatan evladı şehit oldu.
Hepsinin ruhları şad olsun.
Tayyip Erdoğan,orada şehit olan subaylardan hiç bahis etmeden,  rahmetli dedesinin (herhalde nefer) Allahuekber dağlarında şehit olduğunu  söylemiştir.Ayrıca bunu ikinci defa söylemiştir.
İlk söyleminden sonra Sayın Emin Çölaşan bu işi araştırmış ve Milli Savunma Bakanlığı’nın 1998 yılında yayınlanan ,1878 Osmanlı Rus savaşından başlayarak 1998’e kadar PKK terörüne kurban verilen şehitlerimizin de isimleri olan beş ciltlik bir kitap yayınlandığını yazmıştı.
Tayyip Erdoğan’ın söylediğine göre,  o tarihte soyadı kanunu çıkmamış olmasına rağmen,   rahmetli dedesi Rize Güneysu’lu Kemal Mutlu imiş.
Genel Kurmayın bu kitabına göre, Sarıkamış Faciasında Rize’den  Ahmet oğlu Aziz, Memiş oğlu Bayram, Şaban oğlu Bayram isimli üç şehit askerimiz vardır.
Çölaşan bu  konuya iki ayrı yazısında değinmiş Sayın Başbakan dan bu konuda herhangi bir düzeltme gelmemiştir.
Burada bir noktayı dikkatlere sunmak isterim.
Tayyip Erdoğan’ın Salı Günü Grupta taptığı konuşmanın AKP nin sitesine konan yazılı metninde “Rahmetli dedem de o dağlarda donarak şehit oldu” cümlesi yer almamıştı. Sonradan düzelttiler mi? Bilmiyorum.
Tayyip Erdoğan niye böyle bir beyanda bulunmak ihtiyacı duymuştur anlamak mümkün değildir.
Bazı insanların ailesinde şehit olmayabilir. Bu ailesinde şehit bulunmayan insanlar için bir eksiklik veya kusur değildir. Ama olmayan bir şeyin olmuş gibi gösterilmesi de hoş bir şey değildir. Bu tip davranışlar psikoloji ilminin inceleme alanına girer.
Bir ülkenin Başbakanı toplumun zaten dikkatini çeken ergin bir kişidir. Ergin insanın gerçekleri çarpıtarak dikkatleri üstüne toplaması bir narsislik örneği olduğu gibi aynı zamanda patolojik bir vakadır.

Ben siyasi olayların dini söylemlerle tartışılmasından yana değilim. O nedenle gerçek dışı söylemlerin dinimiz ve diğer semavi dinler açısından ne büyük günah olduğunu burada tartışmayacağım.
Bir meslek lisesi olan İmam Hatip lisesi mezunu olan Tayyip Erdoğan da bu kadarını bilir.
Tayyip Erdoğan’ın Şehit Torunu söyleminden başka, önce de  “Tek Dil, Tek Din” demiş  bu söylemi az da olsa bir kısım siyasetçi ve yazarlar tarafından eleştirilince de“Ben böyle bir şey demedim” diyerek gene gerçeği tahrif etmiştir Aslında bu “tek din” beyanı, bilinç altında sakladığı arzusunun dışa vurumudur.
Başbakanın yukarıda örneklerini verdiğimiz gerçek dışı beyanları hayal gücüne dayanmaktadır. Bir şehit torunu olmayı veya bu ülkede İslam’dan başka dinin olmamasını hayal etmektedir
Şuur altında bu ülkede “tek din” olmasını isteyen bir kişinin, bu ülkede yaşayan, diğer dinlere ve hatta mezheplere  mensup kişilerin de  bu ülkenin eşit yurttaşları olduğu söylemine kimse inanır mı?
Ünlü düşünür Weber’e göre, siyasetçi güvenilir olmalıdır.
Yukarıda sadece iki, çok yeni örneğini verdiğimiz gerçek dışı beyanlar, basını özgür, baskı altına alınmamış bir ülkede olsaydı neler olabileceğini, ne sert eleştirilerin yapılacağını düşünebiliyor musunuz?