24 Kasım 2013 Pazar

DÜNYA LİDERİ TAYYİP


Dış politikada yeni ağır bir darbe yedik.
Mısır, Türkiye ile diplomatik ilişkilerinin seviyesini düşürme kararı aldı Mısır Ankara’daki  Büyükelçisini geri çekerken, Türkiye’nin de Kahire Büyükelçisi’nin  Mısır’ı terk etmesini istemiştir, yani daha açık söylemiyle “istenmeyen kişi” ilan etmiştir.
Buna gerekçe olarak da; içişlerine müdahale edilmesi, Türkiye’nin, uluslar arası toplumu Mısır aleyhine tahrik, ülkede istikrarsızlığa  yol açmaya  çalışan kuruluşlara  yardım etmesini ve Mısır halkının 30 Haziranda ortaya koyduğu iradeyi küçümsemeye devam etmesi olarak gösterilmiştir.
AKP iktidara gelinceye kadar Türkiye’nin Arap dış politikası, Arap ülkelerinin içişlerine karışmamak, Araplar arası ihtilaflarda  taraf olmamak üstüne kurulmuştur.
Tayyip Erdoğan iktidarı ile ve özellikle  değeri kendinden menkul, yeteneksiz ama yeteneksiz olduğu kadar  da hırslı   Davutoğlu’nun  Dışişleri Bakanı olmasından sonra, Türkiye Arap coğrafyasında yürüttüğü geleneksel dış politikadan uzaklaşarak, Arap İslam dünyasında liderliğe soyunmaya başlamıştır.
Bunu yaparken de hiçbir zaman istikrarlı bir tutum sergileyememiş, zikzaklar  çizerek ülke itibarını da  zedelemiştir.
Örneğin önceleri, karşılıklı aile ziyaretleri yaptığı, dostu, kardeşi Esad’ın , ABD’nin füze kalkanı önerisini red etmesi üzerine, bir anda ABD öyle istiyor diye “diktatör, insan haklarına saygısı olmayan, kendi halkını öldürmekten çekinmeyen” bir insan ve düşman olarak ilan edildi.
Esad rejimini devirmeye çalışan, büyük çoğunluğu Suriyeli olmayan isyancılara yardım ettik. Yurt içinde ve yurt dışında Esad’ın on onbeş günlük süresi kaldı derken, ABD’nin Rusya ile anlaşıp Esad’la masaya oturulmasını kararlaştırınca, Türkiye bir anda Suriye Konusunda yalnız kaldı, elimizde de kala kala, sosyal ve ekonomik sorunlar yaratan  yüz binlerce Suriyeli sığınmacı kaldı.
Aynı dış politika yanlışları İsrail ilişkilerinde de  yaşandı. Önce verilen liyakat madalyaları kabul edildi arkasından, “One minute” krizi yaratıldı, verilen demeçlerle astık kestik ama hiçbir şey yapamadık, yapamadığımız gibi Deniz Kuvvetlerimizin kolu kanadı kırıldıktan sonra da, İsrail’in, Doğu Akdeniz’deki mavi vatanımız ve ekonomik çıkar alanlarımızda Güney Kıbrıs Rum yönetimiyle ortak petrol ve doğalgaz aramasını,yani cirit atmasını da, Tayyip Erdoğan sayesinde  mahsun mahsun seyrediyoruz.
Irak ve Kürt politikamız tümüyle iflas etti. Gözümüzün içine baka baka dört ülkedeki Kürtlerin birleştirilmesinden bahis edildi, yani bu ülkeden toprak talebinden bahis edildi hiç sesimiz çıkmadı, çıkamadı.
Bir bölge liderine devlet başkanı muamelesi yaptık.
İran, Amerikan ilişkilerinde önemli bir yumuşama gözle görünür halde, bu durumda İran Amerikan ilişkilerinde zaman zaman Türkiye’nin soyunduğu arabulucu rolüne gerek kalmayabilir  ve dolayısı ile en azından bu sorunda Türkiye’nin jeopolitik önemi azalabilir.
Türk ekonomisine pompalanan İran parası kesilir. Bu ekonomide büyük sorun yaratır.
Bütün bu yanlış dış politika uygulamalarının temelinde, Dış İşleri Bakanlığının deneyimli bürokratlarının  devre dışı bırakılması ve Tayyip Erdoğan’ın hayal aleminde  kurgulanan bu coğrafyanın lideri olmak ihtirası yatmaktadır.
Uluslar arası  lider olabilmek, her şeyden önce teslimiyetçi olmamayı ve başka ülkelerin hukukuna saygı göstermeyi gerektirir.
Ayrıca, liderler yaşadıkları coğrafyayı ve o bölgenin tarihini en azından kendisine anlatılanın yalan olup olmadığını anlayacak kadar  bilmeleri gerekir.Yani geçmişinden okunmuş bir şeyler olmayı gerektirir.
İslam dünyasındaki tüm  Arap ülkelerinin  son kertede yüzlerini Mısır’a döneceklerini bilmek gerekir. Zira Mısır, Arapların  gerçek lideridir.
İlk etapta Mursi’yi destekleyen Suudi Arabistan ve Kuveyt’in nasıl bir anda Sisi rejimini desteklediklerini yaşayarak gördük.
O nedenle Dünya lideri olmak Tayyip beyin boyunu aşan çok zor iştir.