10 Nisan 2013 Çarşamba

ŞİMDİ HAYIR DEMEK GEREKİR.


ŞİMDİ HAYIR DEMEK GEREKİR.
Totaliter rejime giden her ülkede sıra hiç değişmez. Sıra hep aynıdır. İlk iş aynen bizim ülkemizde olduğu gibi çeşitli yöntemlerle önce basın susturulur. Basın susturulunca, yani halkın doğru haber alma hakkı önlenince, toplumu istenildiği şekilde biçimlendirmek kolaylaşır.
Basın bir kere baskı ve çeşitli yöntemlerle susturulduğu zaman totaliter anlayışa sahip iktidar sahipleri kolaylıkla istediklerini yapmaya başlarlar.
Basının susturulması veya şekillendirilmesi tamamlanınca önce, yargının bağımsız ve tarafsız olmadığını söylerler ve kalemşorları aracılığı ile de bunu yaymağa, halkın zihnine kazımaya çalışırlar.
Bunda da başarılı olurlar.
Türkiye’de aynı şey olmadı mı?
Yargının önce bağımsız ve tarafsız olmadığı söylendi ve yazdırıldı; arkasından da yargıyı biçimlendirme çalışmaları başladı.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek kurulunun siyasi iktidarın güdümünde olmayan yapısından şikayet edilmeye başlandı.
Bir anda karşımıza siyasi iktidarın güdümünde hareket eden bir Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu çıkarıldı. Yani yargı siyasallaştırıldı.
Zira bu Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun AKP İktidarının istediği şekilde oluşturulması üzerine Yargıtay ve Danıştay’a seçilen yeni üyeler “blok” oy kullanarak Bülent Arınç’ı mutlu edecek seçimleri yaptılar.
Yargının bağımsız ve tarafsız olmadığının en son örneği de, Silivri davasını takip eden CHP Milletvekilleri hakkında, Tayyip Erdoğan’ın “Yargı gereğini yapar” demesinden on dakika sonra Silivri Başsavcılığı’nın soruşturma açmasıdır.
Aslında şu günlerde AKP İktidarına hayır demek mümkündür. Daha tek adam rejimi “Başkanlık Sistemi”ne geçilmediği için hakimler ve savcılar hukuka ve vicdanlarına göre karar verebilirler.
Ancak, hükümetin istediği doğrultuda davalar açılıp, kararlar verilip ve birde Yargıtay tarafından bu kararlar onaylanırsa, artık toplum üstündeki baskı da  iyice artacaktır.
Şu anda kim istediği ve niçin yargılandıkları bilinen siyasetçilere, aydınlara, vatansever askerlere sözle, yazıyla, resimle sahip çıkılırsa basının ve muhaliflerin daha da fazla baskı altına alınması engellenmiş olur.
Başbakan’ın açıklamasından artık sıranın iktidar karşıtı siyasilere gelmeye başladığı anlaşılmaktadır.
Şimdi vicdanlı, namuslu kararlarını hukuka ve vicdanına göre verebilecek savcı ve hakimlere ihtiyaç vardır.
Hitler, diktatörlüğünü ilan etmeye çalıştığı günlerde, bütün muhaliflerini sustururken, basın bu haksız tutuklamalara kim olduğuna, hangi siyasi görüşten olduğuna bakmadan tepki verip, bunu kamuoyuna duyurabilseydi; ilk tutuklanan Nazi karşıtı siyasi lider,  hukuka saygılı, vicdan sahibi bir yargıç tarafından hemen serbest bıraksaydı, dünya o acıları yaşar mıydı?
Bu nedenle Tayyip Erdoğan’ın tek adamlık ihtirasına şimdiden dur demek gerekir.
12 Eylül 2010 Anayasa referandumu sürecinde, her devirde hakim rüzgarlara  göre yer tutan, tavır alan süfli enteller, “yetmez ama evet çiler”, sayıları azda olsa iyi niyetli demokratlar yüzünden Tayyip Erdoğan  bugün, haksız ve hukuksuzluğa tepki gösteren CHP Milletvekilleri hakkında “Yargı gereğini yapacaktır” diyebilmekte, bu açıklamayı, emir kabul eden Savcı da hemen soruşturma başlatabilmektedir.
Bütün bu gelişmeler totaliterleşme arzusunun dışa vurumudur.
Bu totaliterleşme arzularını daha beşikte iken boğmak gerekir. Bu ülkenin aydınları, gazetecileri hangi nedenle olursa olsun demokrasiye ve bu ülkenin kuruluş değerlerine ihanet etmezlerse, Tayyip Erdoğan’ın hayal ettiği “tek adam olma hevesi” kursağında kalır.
Artık hata yapma şansımız kalmadı.
Talleyrand ne diyor “Bir cinayet affedilir, bir hata asla”
Haydi ülkenize olan borcunuz nedeniyle, bu totaliterleşme sürecine, şimdi hayır deme erdemini gösterin.