16 Mart 2018 Cuma

BOYKOT ÇARE DEĞİL



Halkın önünde tartışılmasından korkulduğu için gece yarısı Meclisten geçirilen “ittifak yasası” CHP tarafından, seçimde hilenin önünün açıldığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine götürülüyormuş.
Bu elbette hukuka saygılı bir anlayışın davranış şeklidir ama bu tek başına yeterli değildir. Bir kısım CHP Milletvekili de seçimlerin “boykot” edilmesini tartışmaya açtılar.
Demokrasinin olmazsa olmazı hür ve demokratik seçimlerdir ama tek şartı bu değildir.
Tarihin akışı demokrasi yönündedir. Bu akışı tersine çevirmeyie hiç kimse başaramıyacaktır. Ancak unutmamız gereken şey, toplumsal hayatta aydınlık günlerin gelişi,  güneşin her sabah doğudan doğması gibi kendiliğinden olmamaktadır.
Siyasi partilerin de, basının da, üniversitelerin ve sivil toplum kuruluşlarının da, meşru bütün yol ve vasıtalardan faydalanarak, demokrasi ve onun olmazsa olmazı olan  özgür ve hilesiz bir seçim için mücadele etmeleri  gerekir.
Ama maalesef bu yapılmamıştır. Yüksek Seçim Kurulu’nun tam kanunsuz kararı karşısında tek sesi çıkan Cumhuriyet Halk Partili olmayan bir milletvekiliydi.
Yüksek Seçim Kurulu’nun önünde kararı protesto ediyordu.
15 Nisan 2017 günü halk oylamasında kullanılan mühürsüz zarfların, geçerli sayılması yönünde Yüksek Seçim Kurulu’nun kanunun emredici hükmünü hakkı ve haddi değilken kanuna aykırı şekilde uygulamasına tepkisiz kalanların bugün artık söyleyecek sözleri yoktur.
Halktan kaçırılarak çıkarılan yasa, Yüksek Seçim Kurulu’nun tam kanunsuzluk hali yaratan kararını biraz daha genişleterek yasa hükmüne bağlamaktır.
Halktan saklanarak Meclisten geçirilen yasa hükümleriyle yapılacak, her türlü yolsuzluğa açık bir  seçim Baas rejimlerinde olduğu gibi  sonucu önceden belli seçimlere benzeyecektir.
Seçim güvenliği, seçim adaleti olmadan yapılan seçimlerle milli irade gerçekleşemez saptaması, CHP’nin Adalet Kurultayı bildirisinde yapılmıştı.
Şimdi sormak lazım, talep edilen adil ve meşru seçim düzenin oluşturulmasını kim zorlayacaktır.
 Mecliste yasalaşan ittifak yasası sadece Cumhuriyet Halk Partisinin ya da diğer siyasi partilerin sorunu mudur?
Elbette değildir. Bu ülkenin Üniversitelerinin, aydınlarının, sivil toplum kuruluşlarının ve  basının da sorunudur daha doğrusu olması gerekir.
Bu ülkenin Üniversiteleri olayı bu konu hiç kendilerini ilgilendirmiyormuşçasına sessizce seyretmektedirler, ki bu üniversitelerin pek çoğunun da hukuk fakülteleri vardır.
Kendisini aydın diye tarif edenler de bu konuda tek kelime söylememektedir. Korkmuş ve sinmişlerdir.
Basından bir iki iktidar muhalifi  kuruluş dışında seçim güvenliği konusunda hiç ses çıkmamaktadır.
Unutulmamalıdır ki, bu tek adam rejimi şaibeli bir seçim sonucu iyice yerleşirse, çok sıkıntılı günler bizi beklemektedir.
Her gazeteci, her üniversite hocası, her sanatçı, milli iradenin tecellisi ve tek adam rejiminin yerleşmemesi için,  hiç korkmadan, mücadele ederlerse gerek bu ülkeye  olan borçlarını ödemiş olurlar  ve gerekse de kendi onurlarını korumak için  en büyük mücadeleyi yapmış olurlar.
Yasayı Anayasa Mahkemesine taşımak elbette bir yoldur, toplum başta Cumhuriyet Halk Partisi ve aydınlardan, daha yaratıcı, daha cesur, daha sonuca odaklı siyaset üretmelerini bekliyor ama maalesef bu konuda bir ışıkta görülmüyor.
Hatırlanacağı üzere sivil milislere yargı bağışıklığı tanıyan KHK  ve gece yarısı halktan kaçırılarak yasalaştırılan seçim güvenliğini ortadan kaldıran yasa ile iktidar hukuk dışına çıkmıştır. İşte bu hukuk dışına çıkan iktidar sahiplerini anayasa ve kanunlar çerçevesinde ve yetkili devlet organları eli ile (Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay) yola getirmek gerekir.
Böyle olduğu takdirde de kurtarıcı beklemekten vaz geçip gerçek demokrasiyi kendi ellerimizle kurmuş oluruz.