5 Ocak 2014 Pazar

KLEPTOKRATLARDAKİ FOBİ OLGUSU

Değerli bilim adamı Sayın    Prof. Dr. S. Kemal Erol beyefendi bir yazı göndermiş. Herkesin okuması gerektiğine inandığım için ama Yerim sınırlı olduğu için bazı kısaltmalar yaparak sizlerle paylaşıyorum.
“Kleptokrasi, bir ülkede iktidarı ele geçiren bir siyasal grubun, o ülkenin kaynaklarını sistemli biçimde soymaları olarak ortaya çıkan hırsızlar rejimi anlamına gelir. Kleptokrat ise hırsızlar rejimini yürüten politikacıdır ve o ülkede güç sahibidir.
 Fobi Yunanca’daki “phobos”un Türkçe okunuşudur ve korku anlamına gelir. Kleptokratın fobisi hırsızlar rejimini yürüten politikacının önlenemez olan, sürekli biçimdeki korkusudur.
Kleptokrasilerde yerli üretim büyük ölçüde çökmüştür, iç pazar, ithalata dayanan ve iktidar olanların yandaşlarının da yer aldıkları  büyük sermaye gruplarının eline geçmiştir.
Yurt içinde, ekonominin yürütülebilmesi için, halkın yararına olan tüm birikimler ve yer altı kaynakları  pazara çıkarılarak, haraç mezat, yok pahasına satılır; bunun adına özelleştirme denilmektedir.  Halkın yararına olacak yatırımlar  yapılmadığından, işsizlik de artar. O devletin anayasasında “sosyal devlet” kaydı olsa bile, bu ancak yazıda kalır, çünkü devlet artık onu peşkeş çekenlerin eline düşmüştür.
İnsan haklarını her alanda çiğneyen bu yönetim, rüşveti, bürokraside bir kural durumuna sokar ve rüşvetsiz olarak bir işin yapılma olasılığı artık ortada kalkmıştır.Yönetimin sürdürülebilmesi için baskıcı ve korku verici bir rejime dönüşmeye gereksinme vardır.
Ortaya çıkan despotizmi alkışlayan bilinçsiz halk katmanları da korku içindedir. Hırsızlığı, demokrasi içerikli söylemlerle kamufle ederek, yoksul kesimleri soygunlarıyla daha da fakirleştiren bir çete iktidarı, ülke içinde devletin kurmuş olduğu iletişim kurumlarını, limanları, sanayi yatırımlarını ve yer altı zenginliklerini yerli ve yabancı sermayedarlara peşkeş çekerek, gerçekte fakirleştirdikleri ülkeyi, o zamana kadar görülmemiş bir düzeyde kalkındırdıklarını da ileri sürerler; buna katılmayarak ses çıkaranlar acımasız biçimde cezalandırılıp defterleri dürülür. Tutukevleri dolup taşar ve yeni tutukevlerine gereksinme olur. Herkese dinleme ve fişlenme uygulanır. Bunun nedeni de kleptokratın önlenemez korkusudur.
Karşıtlarının ölümünden haz duyan kleptokrat, kendi güvenliği açısından endişelere kapılarak zırhlı koruma birliklerini arttırır ve bir polis devleti yaratma çabası içine girer...
Korku içinde olan kleptokrat, şuursuzca herkese saldırır, ülke sorunları büyüyünce, bundan herkesi sorumlu tutar, kimseye güvenmediğinden kararları hep kendisi vermek ister, ama her şeyi yüzüne gözüne bulaştırır. 
Dinci otoritenin devleti ele geçirdiği teokrasilerde, kleptokrasi ile sarmaş dolaş bir yönetim biçiminin olamayacağı ileri sürülemez. Din kisvesi altında gizlenerek devleti ve halkı soyan yönetim biçimlerine tarih boyunca rastlanmıştır. Buna benzer biçimde, çeşitli ideolojilerin de ön plana çıkarıldığı kleptokrasiler tarıh süzgecinden geçip gitmişlerdir.
 Korku içinde yaşayan kleptokrat, oyuncağı olduğu dış güçlerin devlet başkanları yanında yalakalaşırlar, tuttuğu yabancı devlet başkanının elini, güç almak istercesine, uzun süre sımsıkı tutarak bırakmazlar; bunlara ait görüntüler, tarihe ışık tutacak biçimde, TV arşivlerindeki yerlerini çoktan almışlardır.
Her şeyin kullanılarak, işe yaramaz duruma geldiğinde çöpe atıldığı gibi, dış güçlerin ve emperyalistlerin kuklaları olan korkak kleptokratlar da, bir gün. tarihin çöplüğündeki yerlerini alacaklardır.
Bundan kimsenin kuşkusu olmasın.”

Harika değimli.