30 Kasım 2018 Cuma

TEMİZ TOPLUM İÇİN TEMİZ SİYASET



12 Eylül askeri darbesinden sonra başlayıp bugüne kadar uzanan süreçte, üretmeden paradan para kazanmayı amaç edinen, her şeyin ölçütü olarak parayı alan, ahlaki değerleri hiçe sayan bir dönemde yaşıyoruz.
Bunu da devlet eliyle yaptık. Anımsayın ülkede görsel yayıncılığın devletin tekelinde bulunduğu dönemde, TRT ekranlarında davul çalarak “köşeyi dön” reklamı yapılabiliyordu.
Köşeyi dön de nasıl dönersen dön denirken, toplum ve devlet ahlakının yok edilmesine hep beraber seyirci kalındı.
İktidarların görevi halka hizmet etmektir. 12 Eylül sonrası başlayan çürüme devam ede geldi, bugün gelinen nokta  “Çalıyor ama çalışıyor” noktasıdır.
İktidar sahiplerinin çalışmalarının görevleri olduğu unutuldu. Birde bazı aklı evveller çıkıp “devri sabık yaratmayacağız” diye nutuklar atmaya başladı.
Bu ne yaparsanız yapın, sizden hesap sormayacağız demektir.
Uygar batı ülkelerinde bir iş adamından ufacık bir hediye aldı diye devletlerin en üst düzey görevlileri ya da yakınları hiç ayırım yapmadan yargılanıyorlar.
Bizde, bakan çocuklarının evinde para sayma makineleri, dört beş kasa, bir kamu görevlisinin evinde ayakkabı kutusunda ABD dolarları bulunuyor, bir bakan şaibeli bir işadamına “senin önüne yatarım” diyebiliyor ama bizde kimseye bir şey olmuyor.    
Yolsuzlukla suçlanarak istifa ettirilen bir bakan, “ben ne söylendiyse onu yaptım” diyor. Bu ülkenin muhalefeti bu konunun bile üzerine gerektiği kadar gidemiyor.
Üretmeden tükettik, paradan para kazanmayı özendirdik, bir dönem yurt dışından temin edilen ucuz kredileri üretime değil, toprağa, inşaata gömdük.
Bu yapılanlar çöken Osmanlı İmparatorluğu’nun 19. yüzyılda yaptığı yanlışların göz göre göre tekrarıdır.
Örneğin İmparatorluk iflasa giderken Dolmabahçe Sarayı, otuz birinci Osmanlı padişahı Sultan Abdülmecit tarafından 1843-1856 yılları arasında 3 milyon kese altın harcanarak yaptırıldı….
Yap işlet devret modeli de yeni bir şey değil, Osmanlı İmparatorluğunun son dönemlerinde de vardı.
Mahfi Eğilmez Hoca’nın, her insanın başucu kitabı yapması gereken “ Değişim Sürecinde Türkiye” kitabında anlattığı gibi “1883 yılında  Osmanlı Hazinesi , Fransız Vagon Lits şirketine,  İzmir-Aydın-Ödemiş  demiryolunun yapımı karşılığında yüz yıl süreli bir imtiyaz vermişti. Buna göre Vagon Lits bu yolu Osmanlı’dan bir bedel almadan yapacak ama karşılığında trenlere bir veya iki adet özel vagon ekleyecekti.Bu vagonlar trenin diğer vagonlarına göre çok daha lüks ve dolayısıyla pahalı olacak ve bunların geliri Vagon Lits’e ait olacaktı…..Vagonlar dolmazsa, Hazine boş kalan  yerlerin bedelini Vagon Lits’e ödeyecekti. 100 yıl süreli imtiyaz anlaşması  1983 yılında sona erdiğinde geçen 100 yıllık sürede bu yolla  Vagon Lits’e ödenen bedel , yapılan yolun bedelinin kat kat üstünde bir miktara ulaşmıştı”
Vagon Lits kazığı ne kadar da yolcu garantili hava alanı yapımlarına, hasta garantili hastane yap işlet devret modellerine benziyor.
1980’lerin ikinci yarısında Dünya Bankası tarafından bu  Türkiye’ye yeni bir şeymişçesine anlatılırken, kimse çıkıp, Vagon Lits olayı ile Osmanlıya atılan kazığı, Türk halkına   anlatmadı. Böyle olunca da bilgisiz siyasetçilerin ülkeye, daha doğrusu halkımıza yüklediği zarar halkımız tarafından anlaşılamadı, bilinemedi.
Özellikle son 20-30 yıl içinde yaşadığımız  bunalımlar, ekonomide ve politikada, temiz toplum, temiz siyaset adına ciddi yapısal değişikliklere ihtiyaç olduğunu göstermektedir; ve bu çok geniş kitle tarafından da kabul edilmektedir.
Toplumun temizlenmesi için, öncelikle siyasetçinin temizlenmesi gerekir. O nedenle, iktidara talip olanlar, kendilerine ve ekiplerine güveniyorlarsa “ devri sabık” yaratacaklarını, seçmene peşinen ilan etmelidirler. Etmelidirler ki, kendi kadroları da ilerde kendilerinden de hesap sorulabileceğini/sorulacağını bilerek davransınlar.