26 Kasım 2018 Pazartesi

KADIN ERKEK EŞİTLİĞİ



Kadın ve Adalet Zirvesinde AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı, “Adaletin herkese hakkını vermek olduğunu” söyledikten sonra “Erkekle bayan 100 metreyi beraber koşsunlar, bu adalet olur mu ?” demiştir.
Atletizim sporu üzerinden verilen bu örnek hem yanlıştır ve hem de aldatıcıdır.
Dünya 100 metre kadınlar rekoru 10 saniye 49 salisedir. Türkiye de bu derecenin altında koşan erkek sayısı var mıdır varsa kaç kişidir bilemiyorum.Ancak asıl yanılgı kadın erkek eşitliğini kadın erkek aynıdır diye yorumlamaktır.
Bugünün dünyasında sözü edilen eşitlik, adale gücü değil, erkekler lehine yapılan her türlü ayırımcılığın  ortadan kaldırılmasıdır. Nitekim bizim anayasamızın 10. Maddesi 1. fıkrası “Herkes, dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir”   hükmünü getirmiştir.
Yani, bu Anayasa hükmüne göre, kadınlar ve erkekler  her türlü konuda eşittir. Bu hükmün muhatabı, Devlet organları, idari makamlar, kanun koyucusu ve kanun uygulayıcıları olduğuna göre, kadınlar ve erkeklere eşit iş fırsatı, eşit ücret, eşit hak, fırsat ve sorumlulukların verilmesini sağlamak Yürütme, yasama ve Yargının işidir.
Kadın hakim, avukat, savcı, bankacı, doktor, öğretmen, öğretim görevlisi, hatta asker, polis ve aklımıza gelen her işte erkeklerle beraber çalışabiliyorsa, bu eşitliğin adale gücüyle alakası olmadığı ortadır.
Aslında, kadın erkek eşitliği  Türk toplumu için bu çokta yabancı bir durum değildir. İslamiyet öncesi Türklerde kadın büyük ölçüde erkekle eşittir. İlk Türk devletlerinde devletin başı Hakan, eşi Hatun ile devleti beraberce yönetmişlerdir. Hatta erkeklerle beraber savaşlara bile katılmışlardır.
Onun için bugün Türk kadının istediği eşitlik, ev hayatında, iş hayatında eşitliktir, istenen budur.
Eşit işe eşit ücret istiyorlar, iş hayatında cinsiyetten önce liyakate bakılmasını istiyorlar. Bu konularda Cumhuriyet Türkiye’si büyük adımlar attı eksiklikleri olsa bile kadınlar lehine büyük kazanımlar sağlandı, ama bunlar elbette yeterli değil.
Kadınların çalışma hayatına girmelerinin önündeki engellerin  ivedi olarak kaldırılması gerekmektedir. zira; cinsiyet eşitliği ve kadın hakları ekonomik kalkınmanın temelidir.'
Kadına karşı yapılan her türlü ayrımcılığın, fiziksel ve psikolojik şiddete toplumun  büyük bir kesimi tarafından karşı durulmakla birlikte bazı kamu kurumları tarafından  bizzat devlet eliyle kadınların aşağılandığı bir gerçektir. Örneğin, Atatürk’ün vasiyeti çiğnenerek, 12 Eylül Faşist yönetimi tarafından kamu kurumu haline getirilen Türk Dil Kurumunca hazırlanıp, yayınlanan sözlükte  ‘oynak’, ‘taze’, ‘müsait’, ‘yollu’ gibi kelimelerin argo anlamlarının kadını aşağıladığı, küçük düşürdüğü gerekçesiyle Türk Dil Kurumu (TDK) sözlüğünden çıkartılmasına Ankara 6. İdare Mahkemesi tarafından karar verilmiştir.
Bu belki mutluluk ve umut verici bir gelişmedir  ama Ankara İdare Mahkemesi de bir yargı organıdır, ŞORT giydiği için otobüste Ayşegül Terzi’yi tekmeleyen Abdullah Çakıroğlu isimli yobazı   ilk celsede tahliye edilmesine karar veren  mahkeme de.
Bir kadının vatandaş olarak, insan olarak son sığınacağı yer yargı olduğuna göre, yargı organlarının bu konularda çok dikkatli davranması gerekmektedir. Kadına karşı şiddet uygulayanlara, tecavüzcülere ceza indirimleri yapan zihniyet olarak erkek egemen  yargı yerine, hukukun cinsiyetçilikten arındırmak modern normlara kavuşturmak ancak devlet yönetim ve zihniyetindeki bir değişim ile gerçekleşebilir.