22 Ağustos 2012 Çarşamba

UTANIN EFENDİLER



Hürriyet Gazetesi  dün manşetten verdiği haberde, Gaziantep’te meydana gelen insanlık dışı saldırının  emrini,  PKK’nın Diyarbakır kırsalı sorumlusu ve ekibinin planladığının ortaya çıktığını yazdı.
Bu bir istihbarat eksikliğine dayanmıyor. Zira, şimdiki MİT Müsteşarı o tarihteki Başbakanlık Müsteşar yardımcısı Fidan, Başbakan’ın talimatıyla PKK ile Oslo’da yaptığı görüşmede katillerin ağababalarına “Şehirleri cephanelik deposu haline getirdiniz biliyoruz” demiş, bu basına yansıyınca Türkiye’de kıyamet kopmamış idi.
Bazı çok öngörü sahibi(!) siyasetçiler de devletin bu tür görüşmeler yapabileceğini, ama bunun halktan saklanmasının yanlış olduğunu dile getirdiler.
 Başbakan’a bağlı MİT sorumluları,  şehirlerde cephanelik haline getirilen evleri bilmelerine rağmen Gaziantep’teki insanlık dışı cinayetin işlenmesine engel olmadıkları için bu katliama yardımcı olmamışlar mıdır?
Hele bir kısım AKP milletvekilleri çıkıp ta, “İstihbarat eksikliği yoktur” demiyorlar mı, buna gülmek değil ağlamak lazım.
Eğer istihbarat eksikliğin yoksa, sen sırf Suriye’ye karşı bir askeri harekat yapmak için mi bu katliama göz yumdun?
Başbakan ve şürekâsı şimdi bu cinayetin hesabını Türk Ulusuna nasıl verecekler?
Dünyanın uygar ülkelerinde böyle bir iktidar bir saat bile yerinde kalamaz. Ama burası Türkiye, iktidarı ile muhalefeti ile yurt dışında şekillendirilmiş bir siyasi yapı.
Bu kadar hunharca bir cinayeti işleyip çocukları bile gözünü kırpmadan öldüren vahşilere nasıl “kardeşim, bizim çocuklar” denebilir.
Benim bebeklerimi, insanlarımı öldürenler, benim kardeşlerim olamayacağı gibi, o soysuzlara kardeşim diyen “ŞARLATAN DA”  benim kardeşim olamaz. Benim kardeşim olanlar, Uludere’de trafik kazası geçirip hayatını kaybeden Mehmetçiğe yardıma koşan Kürt kardeşlerimdir.
Oslo görüşmelerinin iznini verenle, buna sadece gizli yapıldığı için karşı çıkıp içeriğine itirazları olmayanlar da Gaziantep’teki faciadan beraberce sorumludurlar.
Terörle müzakere edilmez, mücadele edilir diyenleri, ırkçılıkla suçlayıp, “Barış Diliyle Konuşalım” diyenler ve bunlara destek verenler, yaktığınız ağıtlar, üzüntü belirten klişeleşmiş sözleriniz, tam bir  timsahın gözyaşlarıdır.
PKK ile içli dışlı olmuş, PKK militanlarıyla yol ortasında buluşup öpüşen, yarenlik eden bir siyasi partinin mensuplarına sesini bile çıkartamayan bir iktidar ve ana muhalefet, bu ülkede terör nasıl bitirilecek?
Hakkâri’de taşlanan, yuhalanan Bakan hakkında kendileriyle beraber gezmediği için “SALAK” demek cesaretini gösteren bir milletvekili, buna tepki bile veremeyen bir siyasi iktidar.
Bu küstahlığın sebebi Hakkâri alanını hükümetin PKK’ya teslim etmiş olmasıdır.
PKK’ya dışarıdan destek verildiği artık tartışmasız bir gerçektir.ABD ve diğerlerinin yanına iktidarın yanlış dış politikası, şimdi bir de Suriye eklenmiştir.
Sen yüz yıllık devlet politikası olan “Yurt’ta Sulh Cihan’da Sulh” ilkesinden vaz geçerek,  bir zamanlar aile ziyaretleri yaptığın, hatta vıcık vıcık bir ilişkiyle, kızını arkadaşlarıyla beraber o  aileye ziyarete gönderdiğin Esad rejimi, insan haklarını ABD sana söylediği zaman mı ihlal etmeğe başladı?
Sen orada ne olduğunu hakikaten bilmiyordu isen çok yazık bu ülkeye.
Sen adamın iç işlerine karışıp, onun muhaliflerine burada her türlü desteği verirsen, o da senin terör örgütüne elinden geldiğince destek verir.
İşte devlet adamı olabilmek, önce stratejik Ortağın(!) ABD’nin değil, senin ülkenin, milletinin menfaatlerini ön planda tutabilmektir.
İşte yukarıda tutumlarının ne kadar içler acısı olduğunu saydığımız bu zevat dün Antep’te Cenaze merasimine katıldılar. Hem de hiç yüzleri kızarmadan.
Aslında dün orada eksikler vardı, yol ortasında PKK lılarla tesadüfen karşılaşıp, öpüşüp, koklaşanlarla, dağdaki katillere kardeşlerim diyebilen, barış diliyle konuşalım diyebilenler de bu merasime katılma YÜREKLİLİĞİNİ GÖSTEREBİLSELERDİ. 
Bu ve diğer katliamların sorumlusu olan efendiler UTANIN.