25 Ocak 2019 Cuma

LİBERAL POLİTİKALARIN İFLASI MI?



AKP Genel başkanı Erdoğan geçenlerde yaptığı bir konuşmada “Marketlerde halkımı sömürmeye devam edenler varsa hesabını sorarız,” diyerek tehdit etti.
Bu cümle Türkiye’nin mali tarihini bilenleri yeni bir Milli Korunma Kanunu mu geliyor diye düşündürür.
Türkiye 1956’dan itibaren aynen bugün olduğu gibi ekonomik durgunluk yaşarken politik belirsizlik ve yavaş yavaş yükselen toplumsal muhalefeti susturmak için Demokrat Parti iktidarı bütün gücünü seferber etmişti.
Muhalif siyasetçiler, muhalif bilinen gazeteciler aynen bugün olduğu gibi ya ceza evlerindeydi, ya da davalarla baskı altına alınmaya çalışılıyordu.  
Tayyip Bey’in marketleri suçlayan bu söylemi de  Türkiye’nin mali tarihini iyi bilenlerde, ekonomik kriz yaşayan  Türkiye’de bunun tek sorumlusu marketlermiş yani perakendecilermiş gibi  gösterilerek aynen  1956 Haziran ayında piyasaları daha iyi takip edebilmek ve  karaborsacıları cezalandırmayı da içeren Milli Korunma Kanunu benzeri bir yasanın tekrar yürürlüğe sokulacağı endişesini yarattı.
Tayyip bey’in söylemlerinden anlaşılıyor ki, ekonomi bu yıl içinde, damat beyin söylemlerinin aksine toparlanamaz ise, polisiye tedbirlerle düzeltilmeye çalışılacak. 
 Ekonomi polis önlemleri ile yönlendirilemez, onun kendi kuralları vardır, o kurallar polisiye tedbirlerle aşılamaz. Yani zaptiye kafası ile ekonomi idare edilemez.
Tarımı dışa bağımlı hale getirenler ve buna 16 yıllık iktidarlarında bir çözüm bulamayanlar mutfaktaki yangının  tek sorumlusudurlar. Türkiye’de tarımsal üretimde kullanılan gübrelerin yüzde 90’ı yurt dışından ithal ediliyor. Zirai ilaç da öyle. Çiftçinin kullandığı mazotta en ufak bir destek yok, lüks araba sahibi ile traktörünü çalıştırmaya çabalayan çiftçi, mazota aynı bedeli ödüyor. Kurlardaki artış dışarıdan gelen gübre ve zirai ilaçların fiyatlarını uçurdu. Bu elbette çiftçinin ürettiği ürünlerin fiyatlarına da yansıdı.
Malı üreticiden, tüketiciye ulaştıran nakliyecinin taşıma ücretleri arttı, yani kurlardaki artış,  nakliye fiyatlarına da yansıdı.
Daha çok yakın bir zamanda çiftçilerin depoları basıldı. Böyle yapılınca soğan fiyatlarının düşeceği zannedildi. Böyle olmadığı görüldü ve samandan sonra soğan da ithal etmeye başladık.
Petrolde dışa bağımlı ülkelerde petrol fiyatları arttığı sürece iğneden ipliğe bu her şeyin fiyatına yansır. Buna bağırıp çağırarak engel olamazsınız.
Tayyip beyin marketlere yönelik söyleminden çıkartılan sonuç, İkinci Dünya Savaşı sırasında çıkartılan, hükümetlere, olağanüstü koşullarda fiyat saptama, özel işletmelere el koyma, zorunlu çalıştırma gibi  araçlarla ekonomiye doğrudan müdahale yetkisi veren Milli Korunma Kanunu benzeri bir yasadır. 1942 de kaldırılan yasa Demokrat Parti İktidarı tarafından    Haziran 1956 da tekrar yürürlüğe konmuş ve fakat ülke ekonomisine hiçbir katkısı olmadığı gibi karaborsayı da arttırmıştır.
Bu bize polisiye tedbirlerle ekonominin idare edilemeyeceğini göstermiştir.
Tayyip Erdoğan’ın marketlerle ilgili yaptığı çıkış, 10 Eylül 1960 da yürürlükten kaldırılan Milli Korunma Kanuna dönüş mü endişesinin oluşmasına neden oluyor.    Böyle bir davranış AKP’nin savunuculuğunu yaptığı liberal ekonominin iflasının ilanı olacağı gibi, yabancı sermayeyi, yatırımcıyı da kaçırır.
Demokrat Partide liberal ekonominin şampiyonluğunu yaparak iktidara gelmiş ve fakat ekonomideki hesapsız davranışları, onu bu yoldan çıkartmıştı. Aynı şey AKP İktidarı içinde artık görülür hale geldi.