29 Ocak 2018 Pazartesi

ANAYASA VE YARGIÇLAR


Bu ayın başlarında Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu,  yaptığı toplantıda  yazarlar Şahin Alpay ve  Mehmet Altan ile Cumhuriyet Gazetesi Kitap Eki yayın yönetmeni Turhan Günay’ın bireysel başvurularını görüşerek kabul etmiş ve  oy çokluğu ile (11 Kabul 6 red oyu) hak ihlali  kararı vermiş idi.
Bu kararlar, ihlallerin ortadan kaldırılması için  İstanbul 26. Ve 13 Ağır Ceza Mahkemelerine gönderilmişti.
Anayasamızın 153. Maddesinin 6. Son paragrafında “Anayasa Mahkemesi Kararları Resmi Gazetede hemen yayınlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare Makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.” demektedir.
Yani İstanbul 13 ve 26. Ağır Ceza Mahkemeleri Anayasa Mahkemesi’nin aldığı kararları Anayasamızın 153. Maddesi gereğince  hemen uygulamak zorundadırlar.
Yerel Mahkeme’nin Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararı reddetmek,  o ya da bu gerekçeyle  uygulamasını geciktirmek hakkı da yoktur.
Yerel Mahkemeler bu kararı gerekçeli karar henüz kendilerine ulaşmadığı için uygulamamışlardır.
Ancak 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nin bir üyesi Anayasaya uygun bir şekilde “Anayasa Mahkemesi’nin tutukluluğa ilişkin  özel nitelikteki kararının kesin ve mahkemeyi bağlayıcı nitelikte olması nedeniyle heyetin tutukluluğun devamı yönündeki görüşüne katılmıyorum” diyerek tutukluluğun devamı kararına muhalif kalmıştır.
Araya Afrin harekatı girince 13. Ve 26. Ağır Ceza Mahkemelerinin Anayasaya aykırı bu Anayasa Mahkemesi kararını tanımama yönündeki kararları gündemden düştü.
Anlaşılıyor ki, tutukluluğun devamına karar veren hakimler, kendi durumlarından çekinmişlerdir.                                              
      Çağdaş demokratik hukuk devletlerinde yargıçlar, görevlerinde bağımsızdırlar. Alman Anayasası’nın 97.  Avusturya Anayasası’nın 87. ,Fransız Anayasası’nın 84. Maddeleri yargıç bağımsızlığına örnektirler.
Anlaşılıyor ki; Yerel Mahkemelerin red kararlarının oluşmasında, yargıçların vicdanı değil yargıçların gelecek korkuları rol oynamıştır.
Bu ülkede yargıç bağımsızlığı ve teminatı olsaydı yerel ağır ceza mahkemeleri, muktedir ne der diye düşünmeden ve korkmadan  Anayasa Mahkemesi’nin bu kararına uyarlardı.
Zira Anayasa Mahkemesi’nin kararları herkesi bağlar. Ama teminatı kalmamış hakimler her ne kadar anayasamızda üstünlüğün anayasa ve yasalarda olduğu yazılmış olsa da gerçek (!) üstünlüğün “muktedir” de olduğunu kabullenmişler  ki onu kızdırabilecek bir karar vermekten çekinmişlerdir.
Elbette hakimlerin ya da herhangi bir insanın Anayasa Mahkemesi’nin verdiği her kararı beğenmek zorunluluğu yoktur, ama uymak zorunluluğu vardır.
Mahkemelerin kararlarında  önder, kılavuz, Anayasa ve yasalardır, kısacası hukuktur, hukuk.
Anayasamıza göre üstünlük anayasamızda olduğuna göre, Anayasa Mahkemesinin kararına önce uyacaksın ve Anayasa Mahkemesi Kararına uyarak tutukluları  tahliye ederken  öyle bir gerekçe yazacaksın ki, okuyan herkes Anayasa Mahkemesi kararını, Yerel Mahkeme verdiği kararın gerekçesinde, parça parça etmiş desin.
Ayrıca bu ideal hukuka varmak içinde şarttır.
Ama bunu yapabilmek için önce kişilik sahibi ondan sonra da  iyi bir hukukçu olmak gerekir.
Yerel Mahkemelerin Anayasa Mahkemesi’nin anayasaya göre uymak zorunda oldukları kararını bile uygulamamaları üstüne Yargıçlar ve Savcılar Kurulu bu yargıçlar hakkında  gereğini yapmıyorsa, O zaman Anayasa Mahkemesi üyeleri eğer yerel mahkemenin davranışını kabullenmiyorlarsa Hakimler ve Savcılar Kurulunu kamuoyu önünde göreve çağırmalı eğer buna da  olumlu bir cevap alamıyorlarsa topluca istifa etmelidirler.
Yoksa, Anayasa Mahkemesi, anayasaya aykırı bir şekilde, Ağır Ceza Mahkemeleri’nin kendi kararlarını denetleyebileceğini zımnen kabullenmiş olurlar.
Zira; bir toplumda demokrasi, ancak onurunu, insan haklarını ve hukukun üstünlüğünü, kendi kişisel rahatlıklarından veya özlük haklarından, kendi mevkilerinden veya güvencelerinden üstün tutanların bilinciyle ve özverisiyle kurulabilir ve yaşatılabilinir.