15 Ocak 2018 Pazartesi

PARTİ İÇİ DEMOKRASİ


Anayasamızın 68. Maddesinin 2. Fıkrasına göre “demokratik siyasi hayatın vaz geçilmez unsuru” olduğu vurgulanan siyasi partilerde parti içi demokrasinin varlığından söz edebilir miyiz?
Bu soruya “evet” diye bilmek mümkün değildir.
Milletvekili seçimlerinde adayların siyasal partiler tarafından gösterilmesinde üç yöntem vardır.
 1-Adayların partinin yöneticileri ya da yetkili organları tarafından gösterilmesi. Bu yöntem parti içinde oligarşik eğilimlerin güçlenmesine neden olmaktadır.
       2-Karma sistem diyebileceğimiz bu sistemde parti üyeleri delegeleri seçmekte, delegeler adayların bir kısmını  belirlemekte kalan  bölümü de parti merkez karar organları tarafından belirlenmesi biçiminde de uygulanmaktadır. Bu da parti içi oligarşiyi teşvik eder.
3-Adayların parti üyelerinin bütünü tarafından seçilmeleri. Bu yöntem diğer ikisine nazaran daha demokratik bir yöntemdir, parti içi demokrasiye daha uygun düşmektedir.
Bu üçüncü yöntem de uygulansa, parti üyeliği ciddi bir kurum haline getirilmediği sürece, parti içi demokrasiyi sağlamak  mümkün olmayacaktır.
Ülkemizde parti üyesi olmak için hatta partinin yetkili organlarına seçilmek için  partinin tüzüğünü, programını bilmek gerekmez.
Parti üyesi olarak,parti içi seçmen sıfatına sahip olabilmek için parti üyelerinin, öncelikle parti üyeliğinin en önemli yükümlülüğü olan devamlı ve kesintisiz olarak aidat ödemiş olmak mecburiyetini,  belli saat parti içi eğitime katılmış olmak zorunluluğunu getirmek gerekir.
Örneğin İlçe düzeyinde seçmen olabilmek için belli  saat parti içi eğitime katılmış olmak,
İl düzeyinde seçmen olabilmek içinde yine belli saat parti içi eğitime katılmış olmak,
Kurultay/Büyük Kongre üyesi ya da yasama organı aday belirlemesinde seçmen olabilmek içinde belli süre parti  içi eğitime katılmış olmak mecburiyetini getirmek zorunlu olmalıdır.
Gerek düzenli aidatı  ödemek, gerekse parti içi eğitimlere katılmak partiye aidiyet duygusunu arttırır.
Parti üyelerinin  parti içi seçimlerden evvel sanal bir şekilde aday adaylarınca şişirilerek parti içi seçimlerinin  manipüle edilmesini engellemek için parti içi seçmenin  belli bir aidatı, üyenin gerçekliğine işaret edecek  kadar uzunca bir süredir ödüyor olması gibi şartta getirilmelidir.
Parti içi demokrasiyi gerçekleştirmeden tam bir demokratik seçim yapmak mümkün olmayacaktır. Bu ülkede demokrasiyi temin etmek için evleviyetle parti içi demokrasiyi tesis etmek mecburiyetindeyiz.
Parti içi demokrasi de en genel anlatım ile “üyelerin yönetime hakimiyeti” anlamına gelmektedir. Bu anlamıyla, parti içi demokrasi, her şeyden evvel “Führer ilkesini”yani tek adam ilkesini  REDDETMİŞ VE BU ŞEKİLDE TEŞKİLATLANMAMIŞ PARTİ DEMEKTİR.
Parti içi demokrasiyi kurmuş olabilsek, bir milletvekilinin “ Ben bilmem büyüklerimiz bilir” cümlesini sarf etmesi mümkün müdür,  ya da partinin genel başkanının partili yetkili organlarına danışmadan gösterdiği Cumhurbaşkanı adayını herhangi bir vatandaş gibi televizyonlardan ya da bir gün sonra yazılı basından öğrenmesi üzerine buna tepki vermesi mümkün müdür. Bugünkü parti içi işleyişte mümkün değildir.
Ülkemizde genel başkan hemagonyasının çarpıcı  iki örneği vardır.
İlki Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı adaylığı. Recep Tayyip Erdoğan tarafından ismi zikredilinceye kadar partinin yetkili organlarından alınmış bir karar yoktu. Milletvekilleri, adayı tahmin etseller de Tayyip Erdoğan kendi kararını, partisini yetkili organlarında tartışmak gereğini hissetmeden  açıkladığı zaman  adayın kim olduğunu resmen öğrenmiş oldular.
İkincisi siyasi tarihimize “Ekmelettin Olayı” diye geçecek olan, Ekmelettin İhsanoğlu’nun, yetkili kurul kararı olmadan  Cumhuriyet Halk Partisinin Cumhurbaşkanı adayı olması,
Bu örnekler parti içi demokrasinin olmadığının en açık göstergeleridir. 
Demokrasinin vaz geçilmez unsuru olduğu anayasamızda  yazan bir ülkede, parti içi demokrasiyi tesis edemezsek, gerçek bir demokrasinin varlığından söz edemeyiz.
Dikkat edilirse ülkemizde parti yetkilileri, kendilerini demokrasi kuralları ile bağlı saymazlar ama  demokrasiyi sadece ülke yöneticilerinin tutum ve davranışlarında ararlar.
Gerçek bir demokrasiye ulaşmak istiyorsak, öncelikle parti içi demokrasiyi tesis etmemiz gerekir.