14 Aralık 2018 Cuma

SURİYE ÇELİŞKİLERİ




Trump'ın Suriye özel temsilcisi olarak atadığı emekli büyükelçi James Jeffrey'nin atanmadan bir süre önce bir panelde yaptığı konuşma Türkiye'nin Suriye politikasındaki vahim çelişkilerin bir özeti gibiydi.
Jeffrey, DAEŞ ile mücadele amacıyla Suriye'de PKK'nın bir kolu tarafından yönetilen bir ordu kurmakta olduklarını, Türkiye'nin bu konuda her gün kendilerine ağır sözler ettiğini, buna mukabil, oluşturulan o gücü destekleyen ABD uçaklarının büyük kısmının Türkiye'deki üslerden havalandığını ve Erdoğan'ın buna her gün izin verdiğini söyledi. 
Suriye'deki gelişmeler değerlendirilirken sadece görüntüye yeni giren gelişmeye bakılıyor, büyük resim gözden kaçırılıyor. 
Büyük resim, baştan itibaren Türkiye'nin uzun erimli çıkarları ile taban tabana zıt ve çelişkili politikaların bizi sürekli yeni maceralara zorlamakta olduğudur. Cerablus'da, Afrin'de öyle oldu. Şimdi Fırat'ın doğusu konuşuluyor.
Büyük resmin sürekli göz önünde bulundurulması, hatırlatılması ve sorumlulara işaret edilmesi gerekir, gerekiyor. 
Fırat'ın doğusunda ne olmuştu, hatırlayalım. Türkiye, sınırını elek haline getirip dünyanın bütün katil cihatçılarını Beşar Esad'ın üstüne salınca, Esad da Fırat'ın doğusunu Kürtlere bırakıp kuvvetlerini başka bölgelere çekmişti. O zamandan itibaren PKK yönetimindeki PYD/YPG Fırat'ın doğusunda giderek genişlettikleri bir bölgede adı konulmamış bir otonomi tesis ettiler. Üstelik Ayn Al Arab'daki (Kobani) DAEŞ unsurlarının def edilip bölgenin PYD/YPG'nin kontrolüne bırakılması için Türkiye'nin Barzani peşmergelerinin topraklarımız üzerinden Suriye'ye girmesine izin verdiği unutuluyor.
Türkiye şimdi, kurulmasına destek verdiği o "terör bölgesinin" temizleneceğinden söz ediyor. Sayın Cumhurbaşkanının  sözlerinden, tıpkı Cerablus ve Afrin'de olduğu gibi, AKP yönetiminin şimdi de yine kendi yanlışını düzeltmek için Türk Silahlı Kuvvetleri'ni göreve göndereceği anlaşılıyor.
Fırat'ın doğusunda PYD/YPG'nin kontrolündeki bölge Suriye topraklarının neredeyse üçte biri. Bu geniş bölgede ABD tarafından ağır silahlarla teçhiz edilmiş ve eğitilmiş 60 bin kadar PYD/YPG'li terör elamanının olduğu biliniyor. Bunlara ilaveten, ikibin civarında ABD'li personel ve ondan fazla ABD üssü de aynı bölgede yerleşik durumda.
Cumhurbaşkanı'nın yapılacağını bildirdiği harekâtın kapsamı ve süresi bilinmiyor. Ancak, bölgenin gerçekten "temizlenmesi" hedefleniyorsa çok büyük bir güçle müdahale edilmesi ve ABD ile kaçınılmaz olarak karşı karşıya gelinmesinin göze alınması gerekiyor. Böyle bir hazırlık olduğu çok kuşkulu.
Gerek "Büyük Kürdistan" projesinin ilerletilmesi, gerekse de, İran'a karşı bir sıçrama tahtası olarak kullanılması bakımından ABD'nin Fırat'ın doğusundan kesinlikle vazgeçmeyeceği görülüyor. 
Tam bu noktada insanın aklına “Ne işimiz vardı Suriye’de, Niye bir hudut komşusu devletin içişlerine müdahale ettik,” diye geliyor.
Hal böyle olunca, sınırlı bir harekât düzenlenerek, yerel seçim öncesi göstermelik bir "siyasi kahramanlık" hikayesi yazılmaya çalışılacağı kuşkusu ortaya çıkıyor. 
Bölgenin PYD/YPG unsurlarından temizlenmesi gerçekten hedefleniyorsa/isteniyorsa  ideolojik saplantılardan vaz geçip, mutlaka yapılması gereken,  o toprakların sahibi olan Esad yönetimiyle birlikte hareket etmektir.
Bir başka vahamet de CHP'nin Suriye bağlamındaki tutumu. Anti emperyalist gelenekten gelen, mazlum milletlere örnek olmuş Kurtuluş savaşını yapan  parti maalesef ABD'nin dümen suyundan kurtulamadı. 
CHP, Suriye olaylarının başlangıcında Esad'ın gitmesi hedefine destek verdi. Genel başkan, Ekim 2014'de Kobani'nin DAEŞ'den temizlenmesi (ve PYD/YPG'ye teslim edilmesi) için Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kullanılmasını önerdi. 
Son olarak partinin dış politikadan sorumlu genel başkan yardımcısı geçen ay ABD'nin dümen suyundan kurtulamadıklarını: ".....Türkiye ABD ilişkilerini önemsiyoruz. ABD, PKK ile YPG arasında bir ayrım yaptığı açıklamalarından görülüyor. PKK yöneticilerine konan ödül de bu ayrımdan kaynaklanıyor bizim anladığımız kadarıyla. YPG ile ilgili ABD'nin tutumun doğru olmadığını düşünüyoruz. Ancak Türkiye'nin de PYD-YPG birleşkesi şeklinde kullandığı ifadenin bir ayrıma ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz."
"O da şöyle, PYD bir siyasi oluşum, YPG ise onun askeri boyutudur. YPG bir terör örgütü olarak görünse bile  Afrin'de Türkiye'nin, Rusya ile birlikte PYD ile çalıştığına dair bazı duyumlar alıyoruz...".
diyerek açıkça itiraf etti.
Genel başkan yardımcısı "PYD, siyasi oluşum. Türkiye bu oluşumu YPG ile birlikte anarak doğru yapmıyor İkisini ayırmak lazım. YPG terörist olarak nitelenmeye devam edilebilir. Ama, PYD ile çalışılabilir. Zaten çalışıldığını duyuyoruz. Buna bir itirazımız yok" demeye getiriyor.
Esasen, ABD'nin amacının Türkiye ile PYD'nin, 2015 öncesinde olduğu gibi, iyi ilişkiler içinde olmalarının sağlanması olduğu biliniyor. Özel temsilci Jeffrey sözleriyle, yazdıklarıyla bu amacı gizlemiyor. 
CHP, ABD projelerine destek veriyor, Cumhurbaşkanı/AKP'nin de yolunu açıyor...
Vah ki ne vah....