19 Ekim 2018 Cuma

TEK KELİMEYLE KEPAZELİK



Macron istedi Fransız gazeteci, Merkel istedi, Türk asıllı Alman gazeteci, Trump istedi Papaz verildi.
Türk yetkililer de “bağımsız yargıdan” söz ediyor. Bunu söylerken de yüzleri bile kızarmıyor.
İçişleri Bakanı olan zat da “Amerika’ya karşı kendimi zor tutuyorum” diyor.
Herhalde Amerika kendisini biraz daha kızdırırsa çeketi atıp Amerika’ya dalacak, bu nasıl bir üslup bu nasıl bir bakan.
 En son olarak da Türkiye’de bir insanın, bir gazetecinin Suudi Arabistan başkonsolosluğunda öldürüldüğü iddia ediliyor, bu konuda ciddi bulgular var ama  Türkiye bu cinayet şüphesi karşısında Suudileri kızdırmamak için gerekeni yapamıyor/yapmıyor.
Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosu da hukuk devleti(!) Türkiye’den Kaçıyor. Tabii kaçtığına inanırsanız.
Türkiye’nin gördüğü en bilgisiz Dış İşleri Bakanı ve  Cumhurbaşkanlığı sözcüsü, acizlerini örtmek için “Konsolosun diplomatik   dokunulmazlığı var, cezai bağışıklığı var, seyahat özgürlüğü var” diye Türk Halkına  yukarıdan aşağıya yanlış açıklamada bulunabiliyorlar.
Aslında Başkonsolosun resmi görevleri haricinde cezai bağışıklığının olmadığını bilmemeleri, bilmiyorlarsa öğrenememeleri mümkün değil. Bu açıklama ile amaçlanan bir yandan Suudi yetkilileri kızdırmamak bir yandan da Başkonsolosun kaçmasına göz yummak için kamuoyu indinde günah çıkartmaktır. 
İşin hukuki boyutu şu;24 Nisan  1963 tarihli Konsolosluk İlişkileri Hakkında Viyana sözleşmesinin 41. Maddesine göre,hakkında ağır suç iddiaları bulunan başkonsolos veya konsolosluk memurlarının dokunulmazlık hakkı yoktur ve bundan dolayı da yetkili yargı mercii tarafından ifadeye çağrılabilirler, tutuklanabilirler ve haklarında dava açılabilir, dolayısiyle bulunduğu ülke izin vermediği sürece ülkeden çıkış yapamazlar.
Bu açıkça, Suudi Arabistan Başkonsolosu Türkiye’den, Türk yargısından  Türkiye’nin bilgisi dahilinde kaçmış, sırf Suudileri kızdırmamak için  kaçmasına göz yumulmuş demektir.
Nitekim Cumhurbaşkanlığı başdanışmanlarından İlnur Çevik “.. bu olayı kullanıp Dünyayı Suudilerin başına yıkmak yerine yine kraliyet ailesine dostluğunu (!) gösterip olayı fazla deşelemeden, aksine iyi niyetli adımlar atarak Kral Salman’a yardımcı oluyor… işte bu yüzden kral Salman, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ı arayıp teşekkür etti.” diye açıklamada bulunabiliyor.
Kral Salman, Tayyip Erdoğan’a yani Türkiye’ye, Türkiye suçu ve suçluyu koruduğu sakladığı için teşekkür etmiştir.
Suçu görmezden gelip suçluyu korumak Türkiye’yi sadece itibarsızlaştırır.
Bu durum Türkiye için utanç verici bir durumdur, tek kelimeyle kepazeliktir. 
AKP iktidarının bu tutum ve davranışlarından sonra, Dünya’nın bize çağdaş uygar bir ülke olarak bakması artık mümkün değildir.
Dünya bize bundan sonra istendiği zaman dış baskılarla, yargısının elinden adam alınabilinen, hunharca insanların öldürülebildiği, katillerin ellerin kollarını sallayarak kaçabildiği bir ülke olarak bakacaktır.
Sadece bakmakla kalmayacak, beklide gizli örgütler bundan böyle Türkiye Cumhuriyeti toprakları üzerinde  rahatlıkla adam öldürebileceklerdir.
İtibar büyük şatafatlı saraylarda oturmakla kazanılmaz, itibar ciddi devlet olmakla kazanaılır.