22 Ekim 2018 Pazartesi

NE İŞİMİZ VARDI SURİYE’DE



Soçi’de bulunan Valday Tartışma Kulübünde konuşan Rusya Devlet başkanı Vladimir Putin, Türkiye’nin İdlib’le ilgili sorumluluğunu yerine getirip getirmediği sorusuna cevap verirken, “Türkiye gerektiği gibi ve oldukça etkin bir şekilde çalışıyor. Tekrar ediyorum, gördüğümüz her şey kolay değil. Hatta onlar (Türkiye’yi kast ediyor) bu bölgeye askeri hastane taşıdılar, çünkü kayıplar var. Onlar, bu terörist örgütlere karşı  mücadelede oldukça sert ve çok etkili hareket ediyorlar” demiş.
Suriye parçalanmaya çalışılmasa, ülke bütünlüğünü koruyor olsa idi, bizim askerimizin İdlib’de ne işi olurdu.
Vatan evladı Suriye topraklarında niye gazi veya şehit olsun. Biz Suriye’nin içişlerine, sırf Amerika Esad’ı devirmek istiyor diye müdahil olmasaydık, Suriye’nin Kuzeyinde bizim Güneyimizde Türkiye’yi rahatsız edecek, terörist yapılanmalar olabilir miydi.
Bugün İdlib’de gazilerimiz varsa şehit veriyorsak bunun sorumlusu, “Yurt’ta Sulh Cihan’da Sulh” geleneksel politikamızdan vaz geçip, komşularımızın içişlerine müdahale eden siyasi iktidardır.
Bugün İdlib’de verilen gazi ve şehitlerimizin, Galiçya cephesinde şehit düşen vatan evlatlarından ne farkı var.
Bu coğrafya da Amerikalılar ya da Ruslar hiç kendi çocuklarını dövüştürüyorlar mı? Ne gezer onlar burada vekâlet savaşları yapıyorlar.
Bizim yanlış politikamız sayesinde Ruslar Doğu Akdeniz’deki varlıklarını genişletiyor ve güçlendiriyorlar, Amerikalılar da, Irak’dan sonra şimdi de Suriye’deki ayrılıkçı Kürtleri kullanıp “Büyük Kürdistan” amacını bir adım daha ileriye taşımayı ve bölgedeki doğal kaynakları “ Kürdistan” üzerinden Akdeniz’e ulaştırmayı hedefliyor. Yanlış politikamızla , ABD’ni bu hedef doğrultusunda  önemli mesafe aldığının kabul etmek gerekiyor. AKP genel başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan bu gelişmeleri Rusya ile dayanışma içinde engelleyebileceğini hesap ediyor, ancak yanılıyor.
Birkaç gün önce Rusya Dışişleri bakanı Lavrov’un “ABD’nin  Fırat’ın doğusunda bağımsız bir devlet yapılanması hedefliyor” şeklindeki sözleri yandaş medyada , Türkiye yanlısı  bir politika olarak anlaşıldı ve heyecan yarattı. Oysa bu sözler “ölümü gösterip sıtmaya razı etmek” amacına yönelikti. Rusya’nın da Suriye’de bir federasyon peşinde olduğu biliniyor. PYD/YPG bürosu Moskova’daki faaliyetlerini sürdürüyor.  
   Yaşadığımız bütün  bu sıkıntıların sebebi, Tayyip Erdoğan’ın İslam Dünyasının lideri olmak ham hayalidir. Bu ham hayal nedeni iledir ki, geleneksel Arap politikamız olan, “Arapların içişlerine karışmama, Araplar arası ihtilaflarda taraf olmama” çizgimizde ayrıldık.
Bırakın İslam Dünyası’nın lideri olmayı, bir İslam/Arap Devleti bizim ülkemizde, herhangi bir batı ülkesinde yapamadığı işi burada yapıp  adam öldürebiliyor.
Ama Türkiye’nin bu yanlış dış politikasına, 2010 dan beri ana muhalefet partisinin de bir tepkisi olmuyor, hatta bir dönem Genel başkan yardımcısı, “Biz de Esad’ın gitmesinden yanayız” bile diyerek, Suriye’nin içişlerine müdahale edilmesine destek vermiştir.
Türkiye’nin süratle hiç zaman kaybetmeden Esad ile uzlaşıp elbirliği ile o bölgedeki ayrılıkçı hareketleri bitirip, Suriye’nin toprak bütünlüğünü evvela sağlayıp sonra da garanti etmekten başka yapabileceği bir şey yoktur.
Atatürkçü dış politikanın iki önemli ayağından birincisi bağımsızlıksa, ikincisi ise ortak güvenliktir. Bağımsızlıktan kimseye taviz verilmeyecektir. Ortak güvenlik içinde komşularla ve de özellikle Iran, Suriye ve Irakla ortak tehdit oluşturan bölünme tehlikesine karşı birlikte hareket etmek gerekir.
Bundan böyle de bölge ülkeleri ile dostluk ilişkilerimizi güçlendirip, bölgedeki yalnızlıktan kurtulmamız gerekmektedir.