7 Mayıs 2018 Pazartesi

YALAN, TEHDİT ARTIK TÜRK TOPLUMUNU ETKİLEMİYOR




Siyasi yaşamımızda maalesef yalan söylemek vaka i adi yeden oldu.
İktidar partisi mensupları bazen o kadar yalan söylüyorlar ki, komik durumlara düşüyorlar.
Örneğin biri televizyonlara çıkıp geniş halk kitleleri tarafından seçim yatırımı olarak nitelenen vergi affı, imar affı, emekliye ikramiye gibi konuların üstünde uzun zamandır çalışıldığını ama şimdi, bugünlerde hayata geçirilebildiğini söylüyor.
Ya da ekonominin aslında çok güçlü olduğunu ama iktidarı daha doğrusu Tayyip Erdoğan’ı düşürmek isteyen 15 Temmuzda bunda başarı sağlayamayan dış mihrakların  Türk ekonomisine karşı tezgah kurduklarını söyleyebiliyor.
 Siyasetçilerin, liderlerin kendi vatandaşlarına söyledikleri bu tür yalanlar, ülke içersindeki politik ve sosyal hayatı yozlaştırmaya başlar.Çünkü siz bu yalanı istediğiniz kadar tekrar edin elinizdeki medya gücü ile bunu devamlı yayın , bunun iktidarlara hiç faydası olmaz.
Bu yöntem belki Hitler Almanya’sında işe yaramış olabilir,ama  sosyal medyanın bu kadar geliştiği bir dünya da artık bunun bir faydası  olmuyor.
40 yaş altı kuşak dünyayı ve de Türkiye’yi sosyal medyadan takip ediyor.
Bu nedenle devamlı olarak gerçekleri çarpıtmak siyasi iktidarlara bir yarar sağlamıyor.Tam aksine gerçekleri çarpıtmak,  yalan söylemek, bu gün ülkemizde olduğu gibi, çok yaygınlaşırsa bu durum halkın demokrasiye olan inancını kaybetmesine ve istenmeyen bir şekilde anti demokratik yönetimlere heveslenmesine yol açar.
Yalan söyleyen siyasetçiler, liderler belki günü kurtarabilirler ama sonunda bu sistem çöktüğü zaman  altında kendileri kalırlar.
Dürüst hiçbir ekonomist, ülke ekonomisinin iyiye gittiğini söyleyemezken, ithalat rakamlarında ki artışı saklayarak sadece ihracat rakamlarındaki artışı başarı olarak sunulursa, aynen iktidar mensuplarının olduğu gibi   alay konusu olunulur.
Muhalif bir adayın röportajının yayınlanmasını  istediğiniz kadar yasaklayın, yandaşınız Tvlerde bunların yayınlanmasını sorun edinin,bu haberin sosyal medyada yayılmasını durduramayacağınız için bunun doğuracağı  menfi etki, röportaj yayınlansaydı yaratacağı etkiden çok daha fazla olur.
Artık iktidarın sonun geldiği, bir hukuk ayıbı olan, gizli oy açık sayım kuralını ihlal eden   ilçe seçim kurulları önünde TBMM de grubu olmayan parti adaylarının  100.000 imza toplama skandalı, imzacılara yönelik, FETO’cu soruşturması yapılsın tehdidine  rağmen etki yaratmadı, hatta ters tepti 100.000 ler ilk günden ilçe seçim kurullarına koşmasından belli oldu, ki bu koşanlara kumanya yoktu, yevmiye yoktu, bedava taşıma yoktu,  bu kişilerde sadece  AKP iktidarından kurtulma arzusu vardı.
Bütün bunlar gösteriyor ki, yalan propaganda, hayali yurt içi ve dışı düşman yaratmalar artık etkili olmuyor.
Kendi çocuklarını askere göndermeyenlerin üstlerine asker parkası giyip şov yapmaları aynı konu da muhalefet liderlerine çamur atmaları da artık etkili olmuyor. Demek ki; yalan, tehdit artık Türk toplumunu  etkilemiyor
Totaliter rejimler, tek adam rejimleri her zaman bir düşmana ihtiyaç duyarlar. Örneğin Sovyetler muhaliflerini “sınıf düşmanı” olarak damgalardı. Tayyip Erdoğan ve yandaşları da tüm muhaliflerini, bir zamanlar kucak kucağa olduğu, FETO’cu olmakla itham ediyorlar.
Bana göre Tayyip Bey’in karşısında aday olanların, demokrasiye aşık bu ülke evlatlarına karşı bir borçları vardır. O da “devri sabık” yaratıp, 16 senenin bütün yolsuzluklarının hesabını, bağımsız ve tarafsız bir yargı önünde  soracaklarını ilan etmeli ve bunu da muhakkak yerine getirmelidirler.
Nitekim, Yalova mitinginde Muharrem İnce bunu söyledi.
Bu söylediğini  yaparsa Türk demokrasisine en büyük hizmeti yapmış olur. İnsanların kendisine kayık alamadığı bir düzende nasıl gemicik sahibi olunduğu gerçeğini halka göstermiş olur.
Tabii bunu bütün diğer adaylarında dile getirmesi lazım.
Böyle yaparlarsa  çalanın  çaldığının yanında kar kalmadığını halka gösterirler.