11 Mayıs 2018 Cuma

İKTİDAR ELİ İLE ANAYASA İHLALLERİ



Ülkede otoriter bir tek adam rejimi kurulmuşken, adaletsiz seçim kampanyalarıyla kamu kaynakları tamamen iktidar lehine kullanılırken yapılacak bir seçimin adil koşullarda olacağını varsaymak safdillik olur.
Demokratik yöntemlerle iktidara gelip, anti demokratik yöntemlere sapan, kuvvetler ayrılığını yok eden, yargı bağımsızlığını ortadan kaldıran  bu iktidara karşı demokratik haklarımızı kullanarak, hiçbir mazeretin arkasına saklanmadan oyumuzu kullanıp sandığa sahip çıkarak Tayyip Erdoğan yönetimini alaşağı etmeliyiz.
Ondan sonra görev, yeni seçilecek ve “Millet İttifakı” ile çoğunluğu eline geçiren parlamentonundur.
Süratle geçmiş 16 yılın yolsuzluklarının  hesabını sormak gerekecektir. Sade yolsuzlukların değil, anayasa ihlallerinin de hesabını sormak gerekir.
Anayasamızın “Mahkemelerin bağımsızlığı” başlığını taşıyan 138. Maddesinin 2. Fıkrası “Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye veya telkinde” bulunamaz, hükmünü getirmiştir.
15-27 Aralık tapelerinde ortaya saçılan yolsuzlukların ve diğer bütün hırsızlık ve yolsuzlukların hesabı sorulmalıdır. Ama asıl önemlisi 16 Yıllık AKP iktidarı dönemindeki meclis çoğunluğuna dayanılarak anayasa ihlallerinin hesabı sorulmalıdır.
Anayasalar toplumsal uzlaşı metinleridir. Bu metinler meclis çoğunluğunu her ele geçiren parti ya da partilerin diledikleri şekilde değiştirip, çiğneyebilecekleri metinler değildir.
Nitekim Anayasamızın ayrılmaz bir parçası olan “Başlangıç” bölümünün 3. Paragrafında “…..millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı;” hükmünü getirmiştir.
Anayasa Mahkemesi de 1963/173 E. 1965/40 K. Ve 26.9.1965 tarihli kararında, Anayasayı değiştirme yetkisinin  Türk toplumunu daha ileri uygarlık düzeyine çıkarmak için Anayasanın ruhuna uygun değişimlere imkan sağlamak maksadıyla kabul edilmiş olduğu söz götürmez bir gerçektir” diyerek, üstü kapalı olarak, anayasayı değiştirme yetkisine zımni bir sınırlamayı kabul etmiştir.
16 Yıllık AKP İktidarının yaptığı anayasa değişikliklerine baktığınız zaman bunların hiçbiri ülkeyi muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkartmaya yönelik olmadığı tam aksine kuvvetler ayrımını yok eden,  tek adam istipdanın tesisine yönelik olduğu açıkça görülmektedir.
Bu meclis çoğunluğunu elinde bulunduran AKP grubunun anayasayı açıkça ihlal etmesidir.Yani iktidarın sahip olduğu  yetkisini  suiistimal etmesi, manevi cebirdir. Bu da  hukuka  aykırılık oluşturur 
Hürriyetçi demokrasinin, kuvvetler ayrılığının  olmazsa olmaz koşullarından biri Yargı bağımsızlığıdır. Yargı bağımsızlığı AKP iktidarı tarafından yok edilmiş, yargı iktidarın emrine sokulmuştur.
Bu nedenledir ki; anayasanın hiç kimsenin mahkemelere tavsiye veya telkinde bulunamayacağı ilkesi göz ardı edilerek, Cumhurbaşkanı görülmekte olan bir dava ile ilgili olarak, “en ağır cezayı alacaklar” diyebilmekte, bu söz üzerine yetkisiz mahkeme de sanıklara ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verebilmektedir.
Bir hukuk devletinde olmazsa olmaz koşullardan biri de özgür basındır.
Anayasamızın 133. Maddesinin son fıkrası “Devletçe kamu tüzel kişiliği olarak kurulan tek radyo ve televizyon kurumu ile kamu tüzel kişilerinden yardım gören haber ajanslarının özerkliği ve yayınlarının tarafsızlığı esastır.” demektedir.
Ancak AKP iktidarı döneminde TRT tarafsız bir yayın kuruluşu olmaktan çıkmış, siyasi iktidarın borazanı haline gelmiştir.
Cumhuriyet Halk Partisi Cumhurbaşkanı adayının açıklamalarına hiç veya gereği kadar yer vermezken, iktidar sahiplerinin her türlü hiçbir haber değeri olmayan açıklamalarını dakikalarca yayınlamakta bir sakınca görmemektedir.
Bu durum anayasanın açıkça ihlalidir.
Tarihten husumet çıkartılmasından yana değilim ama yakın siyasi tarihimiz bu tür anayasa ihlallerinin acı sonuçlarıyla doludur.