29 Aralık 2017 Cuma

OLAĞANÜSTÜ HAL, OLAĞANÜSTÜ HUKUKSUZLUKLARIN KANUN HÜKMÜNE BAĞLANMASIDIR.


Anayasalar sadece eli silahlı çeteler tarafından ihlal edilmez. Meşru yol ve vasıtalarla iktidara gelenler, işlerin kötüye gitmesi durumunda zamanla kendilerini çevreleyen Anayasa ve diğer yasalardan rahatsız olurlar ve eğer bir de güç sarhoşluğuna kapılmışlarsa anayasaları çiğnemeye başlarlar.
Bunu yaparken etraflarında  bu konularda kendilerine  yol gösteren değeri kendinden menkul hukuk ulemaları(!)  vardır. Cumhurbaşkanlarının çoğu bizde olduğu  gibi hukuk bilmedikleri  için bu yanlışları kendilerine çevrelerindeki ulema(!) takımı  yaptırırlar.
Yürürlükteki Anayasamızın “Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkilerini” düzenleyen 87. Maddesinin son cümlesinde “Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının beşte üç çoğunluğunun kararı ile genel ve özel af ilanına karar vermek….” denerek, af çıkartma yetkisini münhasıran ve vasıflı çoğunlukla Türkiye Büyük Millet Meclisine bırakmıştır.
Anayasa beşte üç çoğunluk arayarak  af kanunu çıkartmayı çok zorlaştırmışken, Anayasa Mahkemesi bu hukuksuzluğa geçit verirse Kanun Hükmünde Kararnameyle meclisin bu yetkisi şimdilik Bakanlar Kuruluna, Genel seçimden sonra da Cumhurbaşkanına tek başına bu yetkinin devredilmesine neden olur.
696 sayılı KHK’nın 121.maddesinin 2. fıkrası ile Anayasaya aykırı “Resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın 15.7.2016 tarihinde gerçekleşen  darbe teşebbüsü  ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişilerin, fiilleri nedeniyle, hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğu olmayacak.” hükmünü getirmiştir.
Burada açıkça iki nokta anayasaya aykırıdır. Bunlardan ilki münhasıran TBMM bırakılan af çıkartma yetkisinin şimdilik Bakanlar Kuruluna seçimden sonrada tek başına Cumhurbaşkanına  Kanun Hükmünde Kararnameyle genel veya özel af  çıkartma yetkisi devredilmiş olur.
İkincisi Anayasanın 121. Maddesinin 3. Fıkrası Olağanüstü Hal durumunda  sadece olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda kanun gücünde kararname çıkartılmasına amirdir.
Yani Anayasa Mahkemesinin denetimi dışında  bırakılan Kanun Hükmünde Kararnameler, sadece ve sadece Olağanüstü Halin  gerekli kıldığı kararnamelerdir.
Bu nedenle  Olağanüstü Halin icabı olmayan Kanun Hükmünde Kararnameler, Anayasa Mahkemesi’nin  denetimine tabidir.
“Af kanunu” çıkartmak olağan üstü halin gerekli kıldığı bir husus değildir.
Kanun hükmünde kararnameyle getirilen af bir genel aftır. Bu şu demektir, açılmış davalar varsa derhal düşürülür, eğer verilmiş mahkeme hükmü var ise bütün neticeleriyle beraber ortadan kalkar. Yani getirilen bir “genel af” hem cezayı ve hem de suçu ortadan kaldırıyor.
Çıkartılan Kanun Hükmünde Kararnameyle bozulan ya da bozulacak olan kamu düzenini tekrar tesis etmek için ,  kolluk kuvvetleri dışında, sivil kişilerde görevlendirilmektedir.
Bir devlette ve özellikle de bir hukuk devletinde kamu düzenini sağlamak kolluğun görevidir.
Bozulan ya da bozulacak  kamu düzeni,  kolluğun yanında sivil kişilerce tesis edilecektir demek tam bir hukuksuzluk halidir.
Bu durum rahmetli Erdal İnönü’nün söylediği “Olağanüstü Hal, olağanüstü hukuksuzlukların kanun hükmüne bağlanmasıdır” sözünün, bizde olduğu gibi, demokrasiyi özümseyememiş insanların  iktidar olabildiği ülkelerde ne kadar doğru olduğunun tipik bir örneğidir.
Bir af kanunu niteliğinde olduğu için olağanüstü halin ilanıyla ilgisi olmayan bu madde yürürlükte mi kalacak ya da kalabilir mi?
Elbette kalmamalıdır.
Peki bu sorunu kim çözecektir?
İşte bu şekilde ortaya çıkan sorunları çözmek için Anayasa Mahkemesi getirilmiştir.
Anayasamızın 150. Maddesi “Kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin,Türkiye Büyük Millet Meclisi iç tüzüğünün veya bunların belirli madde ve hükümlerinin şekil ve ESAS BAKIMINDAN Anayasaya aykırılığı iddiasıyla doğrudan doğruya iptal davası açabilme” hakkı tanımıştır.
Tabii bu iptal davasını açabilmek hakkı olanlardan Cumhurbaşkanı ve İktidar  kendisi anayasayı ihlal etmişken bu hakkı kullanılacaklarını  düşünmek,  gereksiz bir düşünce olur.O zaman bu görev Cumhuriyet Halk Partisine düşmektedir. 
Bu anayasaya aykırı düzenlemeden sonra, siyasi parti toplantılarının eli silahlı/sopalı kişiler tarafından basılmayacağının güvencesi kalmadığından demokratik özgür bir seçim yapılma ihtimali de ortadan kalkmaktadır.

Bu nedenle CHP hem anayasadan kaynaklanan bu hakkını kullanmalı ve hem de demokratik tepki göstermelidir.