30 Eylül 2016 Cuma

YALAN


Dün kütüphanemi düzeltirken elime çok enteresan bir kitap geçti. Sonradan hatırladım bu kitap bir dönem çok da gündem de kalmıştı.
Kitabın adı “LİDERLER neden YALAN SÖYLERLER” yazarı John J. Meaesheimer.
Yazar kitabında “Yalan Nedir” diye sormuş ve “Yalan söyleme ise bir kişinin doğru olduğunu düşünmeleri umuduyla yanlış olduğunu bildiği veya şüphelendiği bir beyanda bulunmasıdır. Yalan, hedef kitleyi aldatmak için tasarlanmış pozitif bir eylemdir. Yalan, bir kimsenin yanlış olduğunu bildiği olguları uydurması veya doğru olduğunu bildiği olguları inkar etmesini içerebilir. Fakat yalan sadece belli olguların doğruluyla ilgili değildir. Hayali bir hikaye anlatmak üzere olguların gizli bir maksatla tertip edilmesini de içerebilir.“ diyerek cevap vermiş.
Yaşadığınız toplumda olup bitenleri izleyin, konuşulanlara bakın ne kadar tanıdık geliyor değil mi yazarın söylediği?
Özellikle siyasetçiler yalan söylememelidirler. Nitekim yazar kitabında çok önemli bir tehlikeye işaret ediyor.
“Yaygın yalan söyleme bir demokrasi içindeki yurttaşların kararlarını yanlış bilgilere dayandırma ihtimalinin yüksek olması nedeniyle meseleler ve adaylar hakkında oy kullanırken bilinçli tercihler yapılmasını zorlaştırır………..Demokrasiler, ancak yurttaşların güvenilir bilgilere sahip olduğu ve yüksek düzeyde şeffaflık ve dürüstlük bulunduğu zaman çalışabilecek oldukça etkin bir fikirler piyasasını içerdikleri  zaman en iyi şekilde faaliyet gösterirler.”
“…, bir demokrasi içinde yalan söyleme çok yaygınlaşırsa  bu durum, halkın demokratik yönetime olan inancını kaybetmesine ve bir çeşit otoriter yönetime teveccüh göstermeye heveslenmesine yol açabilir. Sonuçta, kamuoyunun bir yalancılar güruhu olduklarını düşünmesinden dolayı liderlerine  hiç saygı duymadığı ve derinden yozlaşmış olduklarını düşündüğü için de kurumlarına hiç itibar etmediği bir demokrasinin  uzun süre hayatta kalabilmesini görmek zordur.Kısacası , çok fazla yalan söylenmesi devlete ve topluma çok ciddi zararlar verir.”
Aslında bu kitabı hepimizin  dikkatlice ve defalarca okumamızda fayda umuyorum.
Artık tarihi gerçekleri çarpıtarak, yalan söyleyerek halkı kandırmaktan vazgeçelim. Siyasetçi günlük çıkarı için yalan söylediğinde kazandığını zannettiği anda en büyük yenilgisini almak üzeredir.
Bindirilmiş kıtalar önünde yapılan konuşmalar o an için alkışta alır. Bunlar inandırıcı değildir. O alkışlayanlar gerçek bir tehdit karşısında bir anda yok olurlar.
Liderler kendi halklarına yalan söyledikleri zaman, gündelik hayatımıza da zarar veriyorlar, toplumun yozlaşmasına neden oluyorlar.
Tek radyo, kısıtlı yazılı basın dönemi çok geride kaldı. Artık teknolojideki gelişiminde baş döndürücü hızı nedeniyle kitle iletişim araçları çok gelişti. Bu nedenle insanları çok kısa bir süre için kandırabilirsiniz.
Topluma zarar veren liderlerin sadece yalan söylemeleri mi?
Elbette hayır.
Çarpıtma, bilgiyi saklama da toplumu aldatmanın, ona zarar vermenin diğer çeşitleridir.
Bir lider kendi içindeki yolsuzluğun hukuksuzluğun üstünü örtüp bunu saklarsa, rakibinin yolsuzluğunu, hukuksuzluğunu haykıramaz.
Toplumda inandırıcılığını yitirir.
Örneğin, kendisi de tarihi gerçekleri çarpıtarak, yalan söyleyerek toplumun bir kesimini kandırmışsa ya da kandırmaya çalışmışsa, en güçlü rakibinin tarihi çarpıtmasına, yalan söylemesine  gerektiği gibi cevap veremez.
O zaman toplum demokratik tercihini doğru yapamaz.
Bir ülkede demokrasinin sağlıklı bir şekilde yaşayabilmesi için, iktidarı elinde bulunduranlara karşı demokratik bir alternatifin olmasıdır.
Demokratik bir alternatif olmaktan çıkarsanız, kitleleri başka arayışlara mecbur edersiniz.
Siz ülke olarak, adı yolsuzluğa karışmış, siyasetçinizi, belediye başkanınızı yargı önüne çıkartmıyorsanız, bunun üstünü örtmeye çalışıyorsanız, demokrasiyi kendi ellerinizle öldürmeye çalışıyorsunuzdur.