26 Eylül 2016 Pazartesi

ARAPLAŞTIRMA TAM GAZ


Son birkaç yıldır hız verilen Türk toplumunu Araplaştırma operasyonları tam gaz sürüyor. En son örnek “II. Abdülmamit Han” aşkı.
Son yıllarda basına yansımış haberlerden derleyebildiklerimize bakılınca durum daha net anlaşılacaktır.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın Araplara toz kondurmadığı ve Arapçaya merakı herkesin malumudur.
2014 yılında kendi adını taşıyan Üniversitede yaptığı konuşmada tarihsel yanlışlar ve çarpıtmalarla şunları söylemiş: “Araplar bizi sırtımızdan hançerledi deniyor, sokaklarda dolaşan köpekler ‘Arap Arap’ diye çağrılıyor, köpeğe o ismi niye veriyor, hep bağlarımızı koparmak için, Ortadoğu’yu bataklık göstermek için”
Tayyip Bey, O bir buçuk milyon Iraklı Arap’ı  öldüren, Iraklı kadınların ırzına geçen Amerikan Askerlerine “Başarılar dilerken”, Araplarla aramızdaki bağlarımız mı güçlendiriliyordu?
Recep Tayyip Erdoğan gerek Başbakan olarak gerekse Cumhurbaşkanı olduktan sonra, harf devrimine, gerçekleri çarpıtarak defalarca saldırdı. 
Bir konuşmasında, “Şah damarımız kesildi, bizi tarihimizden kopardılar, harflerimiz çalındı, bu fetret devri gelir geçer” dedi.
Kimse de kendisine bu çalınan harfler hangi harfler demedi, fetret devriyle hangi dönemi kast ettiğini de  sormadı.
2014 Aralığında yaptığı bir konuşmada “En büyük sıkıntılardan birini de maalesef dilde yaşadık. Bizim son derece zengin bilim yapmaya, üretmeye son derece müsait bir dilimiz varken, bir gece yattık sabah kalktık baktık ki o dil yok” dedi.
Sokaktaki insan harf devriminden önce de Türkçe konuşuyordu, Arapça küfür duysa anlamadığı için elini açıp amin diyordu.
Sanki dil devriminden önce bu ülkede bilimsel eserler veriliyordu da harf devriminden ötürü bir gecede bu ortadan kalkmış gibi gerçekler çarpıtılarak anlatılıyordu.
Sanki harf devriminden önce bu ülkede okur yazar sayısı yüzde seksenlerdeydi de, harf devriminden sonra bir gece de cahil kaldık. Harf devriminden önce bu ülkede okur yazar oranı yüzde bir buçuklardaydı, kadınlarda da bu oran sıfıra yakındı.
Haziran 2014 de daha vahim bir değerlendirme yapılıyor ve “Suriyeli sığınmacılara Türk vatandaşlığı verileceği ve bunların  her şehre/ kasabaya yerleştirileceği ve Arap çocuklarının gittikleri okullarda Arapça yaygınlaştırılacağı; halkımızın  Arapçaya alıştırılacağı  ve bunların nüfus artış oranı da göz önüne alındığında, ülkemizin demografik ve kültürel yapısının değişeceği ileri sürülüyordu.
Bunun Türkçesi, ülkesi için savaşmayıp  kaçan çam yarmaları burada aşk yapacak, bizim  “Memet” de oralarda hem de onlar için ölecek.
Yani demografik yapı değişerek Araplaşacak mıyız? Sen Türk halkına sordun mu Araplaşmak isteyip istemediğini.
 Niye ülkesinden kaçan Araplar, Suudi Arabistan’a, Katar’a gitmiyorlar da, Türkiye’ye ve Türkiye üstünden batıya gitmeye çalışıyorlar.
Arap dili ve kültürünü oralarda yaymak için mi gidiyorlar zannediyorsun?
İnsan gibi yaşamak için geliyorlar ve gidiyorlar.
2016-17 öğrenim yılından itibaren 2. Sınıftan başlayarak okullarda Arapça ders konuldu,
Atatürk devrimlerine düşman olan bizim yöneticilerimiz  “yaz saati devamlı uygulanarak ekonomik tasarruf sağlanacak” kandırmacısıyla  ve bilimsel bir açıklaması da yapılmaksızın, saatler Arap Yarımadasının saat dilimiyle uyumlaştırıldı. Böylece Cumhuriyet’in köklü düzenlemelerinden birisi olan saat dilimi değiştirilmiş oldu.
Araplar, her konuda geri kalmışlıklarını 400 yıllık Osmanlı İmparatorluğunun bir parçası olmaya bağlarlar.
Osmanlıyı ve Osmanlı padişahlarını da bu nedenle hiç sevmezler. Tek istisnası II. Abdülhamittir.
Sebebi de, Kıbrıs’ı 90.000 altına İngilizlere satan Abdülhamit’in, Filistin’den kendilerine toprak satmasını isteyen Yahudileri  reddettiği efsanesidir.
Efsane bu olunca Abdülhamit’in yeri Araplarda bir başkadır.
Şimdi bizim hükümet de bunu kullanarak Abdülhamit üzerinden Araplarla  duygusal yakınlaşmaya ve Arapların gözüne hoş görünme gayretine girdi.
Abdülhamit aşkının asıl sebebi budur.