28 Ocak 2015 Çarşamba

SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI YALANI


Bu yazıyı kaleme alırken Strazburg’da tarihi oturum henüz başlamamıştı.
Anladığım kadarı ile bazıları bu davanın önemini kavrayamıyor, bu davayı Doğu Perincek’in ifade özgürlüğünün kavgası olarak algılıyorlar.
Bu dava, salt bir ifade özgürlüğü davası değildir,  Sevr’i yırtıp atanlara duyulan kin ve nefrete karşı verilen bir savaştır.
Bu davanın konusu, bir ulusun haksız bir hukuki saldırı karşısında kendini hukuki yollardan savunma hakkının sınırlanmasına, hatta ortadan kaldırılmasına karşı verilen bir hukuk kavgasıdır.
Türkiye bugüne kadar bu sözde Ermeni Soykırımı iddialarına karşı yıllarca sessiz kalarak, gerekli tepkiyi vermeyerek bazılarının “şımarıkça” davranmalarına sessiz kaldı.
Tarihi süreci 1915 den başlatanlara gerekli cevaplar verilmediği için bundan rant elde eden bazı gazeteci televizyoncular da bunlara çanak tuttu.
Bu ülkenin televizyonlarında “Türk kötü, Türk katliamcı” demek, bir alışkanlık haline getirildi.
Şükrü Server Aya’nın yazdığı gibi “Soykırım mızıkacıları, her vesilede, 1.5 milyon Ermeni’nin, sırf  ‘Hristiyan oldukları için, şeytanca bir planla yok edildiklerini iddia eder. Bazı Türk yazarlar da kolay şöhret ve kazanç uğruna, her hangi bir akademik dayanak olmaksızın bu gibi söylemlere arka çıkarak, amaçlarına kısa sürede var” dılar
Bu “Bremen Mızıkacıları” na, “soykırım mızıkacılarına” gerçekleri çarpıtmak için her türlü imkân sağlandı. Yanlışlıkla bunların arasına zaman zaman düşen aksi görüş sahibi insanlar da moderatör dediğimiz kişiler tarafından engellendiler.
Siz hiç bu ülkede, sözde Ermeni soykırımını dile getiren “sözde İnsan Hakları Savunucularından” 1821-1913 arasında Balkanlar’da kırıma, kıyama, zorunlu göçe zorlanmış insanlar hakkında tek kelime söylediklerini duydunuz mu?
On iki ila on beş milyon arasında tahmin edilen,  bu insanların tek “suçlarının” Müslüman ya da kendisini Türk olarak nitelemek olduğunu bilmiyorlar mı?
Tarihle yüzleşmek yanlısı olan bu “Sözde İnsan Hakları Savunucuları” gerçekten insan hakları savunucusu olsalar, bunları da dile getirmeleri gerekmez miydi?
Bu çağda, tarihten husumet çıkartmak uygar olduğunu söyleyen insanlara elbette yakışmaz.
Türkiye’nin her büyük sorunu olduğunda, örneğin Musul, Kerkük, Hatay meseleleriyle boğuşulduğu dönemlerde,   dış mihrakların teşvikiyle ayaklanmış insanların bugün bu coğrafyada yaşayan çocuklarına düşmanlık mı besleyelim?
Sözde “Ermeni soykırımı ile yüzleşelim” pankartının arkasında yürümeyi içlerine sindirenler, Balkanlarda  kırıma, kıyama, zorunlu göçe zorlananlar hakkında hiç  tek kelime söylemeyi akıllarına getirdiler mi?
Bugün bu sözde Ermeni soykırımı arkasına sığınıp Sevr’i hortlatıp bu ülkeyi bölmek isteyenlerin davranışı Loyd George’un deyimiyle “Modern haçlı seferlerini” hortlatmak çabasıdır.
Bizim dış politikamız elbette “Yurtta sulh cihanda sulhtur.” Ama bu demek değildir ki, kan ve göz yaşı ile çizilmiş bu hudutları, emperyalist batı istiyor,  diye onların istediği şekilde tekrar çizelim.
Bu “soykırım mızıkacıları, “sözde insan hakları savunucuları” daha çok yakın tarihte olduğu gibi, Batılı güçler, Orta Doğudan istediğini elde ettiği anda, arkasına bakmadan, sizleri bir daha kullanması gerektiği zamana kadar bırakıp gidecektir.
Bremen mızıkacılarının bulup ortaya çıkartması gereken, Osmanlı Hükümeti’nin katliamıyla ilgili verdiği tek bir resmi emirdir.Bu bir zorunluluktur
İstanbul’un işgalinde Osmanlı’nın bütün arşivi işgal kuvvetlerinin elindeydi. Malta yargılaması sırasında ne Osmanlı arşivlerinde ve ne de diğer ülkelerin arşivlerinde tek satır bir emir bulamadılar.
Onun için bugün Strazburg’da görülen dava sadece bu uğurda büyük kavga veren Doğu Perinçek’in ifade özgürlüğü davası olmayıp, BİR EMPERYALİST YALANI, aynen Sevr’i yırtıp attığımız gibi yırtıp atma kavgamızdır.