20 Ekim 2017 Cuma

SİYASETTE ÜSLUP




Zaman zaman siyasiler arasında sert tartışmalar ve atışmalar olmuştur, bundan sonrada olacaktır. Geçmişte üslup çok sert olduğu günlerde bile rakipler bir birlerine hakaret etmeden konuşurlardı.
Tayyip beyle beraber bu üslup maalesef çok seviye kaybetti. Tayyip bey rakiplerine “sen kimsin yahu”, “sen benim kıratımda mısın” gibi sözlerine çok alışmıştık.Bu tip yakışıksız sözleri hem iç siyasetteki ve hem de dış siyasetteki rakiplerine söylerdi. Ama Yunanistan Başbakanı’nın Lozan antlaşmasını çiğnemesine de sessiz kaldı. Zira ona verilecek bir tepki ABD’yi ve AB’yi kızdırabilirdi. Onun için sessiz kaldı.
18 kayalık, adacık ve ada Yunanlılar tarafından işgal edildi ama “Bir gece ansızın gelebilirim” diye aşk ve sevgiliye kavuşma arzusunu dile getiren şarkı sözünü bile dile getiremedi.  
Recep Tayyip Erdoğan sadece rakiplerine hakaret etmekle kalmaz zaman zaman da büyük gaflar yapar.
Kızdığı bir vatandaşa “Ananı da al git buradan”, “Ben ülkemi adeta pazarlamakla mükellefim”, “Bahçeli SSK Genel Müdürlüğü yaptı” gibi büyük gaflar hatırladıklarımızdan sadece bir kaçı.
Ama asıl engin İngilizce bilgisini göstermek için bütün dünyanın Mediterranean dediği Akdenize “White sea” dedi ve elbette espiri konusu oldu.
Tabii necip Türk basını çok özgür ve korkusuz (!) olduğu için bunları hiç dillendirmedi. 
Grup toplantılarını takip ederseniz iktidarıyla muhalefetiyle aslında aralarında bir fark olmadığını görürüsünüz.
Siyasi hayatta, her şahsın ve hele özellikle bir milletvekilinin, bir parti başkanının  esas görevi kibar konuşmak değildir.  Hakikat olduğuna inandığı fikirleri bütün açıklığı ile ifade etmek ve haksızlıklara karşı gereken protestoyu  en tesirli şekilde dile getirmektir. Ama en önemli nokta söylenenlerin doğru olmasıdır.
Bu Salı grup toplantısında biri, diğerine "Et deyince aklımıza tabii doğal olarak kasap gelir. Eti alırsınız, kasap doğrar, kıymasını yapar, kuşbaşısını yapar satar. Ama şimdi Sırbistan’dan 5 bin ton löp et alacağız. Sırbistan deyince de bizim aklımıza “Sırbistan Kasabı” geliyor. Hani bir gecede 8 bin, 3 yılda 250 bin Bosnalı Müslüman’ı öldürenler. Bir gecede 8 bin Bosnalı Müslüman 3 yılda 250 bin Bosnalı Müslüman katledildi. Katleden bir Sırp, Milosevic şimdi hapiste. Şimdi gidiyorsun onunla tokalaşıyorsun, 5 bin ton löp et alıyorsun. Bunlar bir sefer besmelesiz kesildiler. O löp etin nereye gitmesi lazım, saraya gitmesi lazım, onların yemesi lazım".
Dinlerken kulaklarıma inanamadım. Bu sözleri neresinden tutarsan tut Türk Dış Politikası gibi tel tel dökülüyor...
Uluslararası ilişkiler alanına giren bir konuda eleştiri yapayım derken Tayyip Erdoğan gibi kullanılan mahalle ağzını geçiyorum..
"ŞİMDİ HAPİSTE" denen  (Yugoslavya eski devlet başkanı) Slobodan Miloseviç La Haye'deki savaş suçları mahkemesinde yargılanırken Şubat 2006'da hücresinde ÖLÜ BULUNDU. 
Beyefendi dünyadaki gelişmeleri geçmişte izlememiş, onu anladık. İyi de, dünyadaki olayları takip edip, örneğin   Miloseviç'in öldüğünü hatırlayıp beyefendiye  söyleyecek kimse yok mu etrafında. Böyle vahim bir hata nasıl yapılır!
Sırbistan deyince beyefendinin aklına "Sırbistan kasabı" geliyormuş. Sırbistan halkı insan kasaplarından mı ibaret, bu nasıl benzetme!
“Bebek katili APO” deyince aklımıza bütün Kürt vatandaşlarımız mı geliyor.
Bütün Sırp halkını  Slobeden Miloseviç ile özdeşleştirmek, bütün Kürt vatandaşlarımızı Bebek katili APO ile özdeşleştirmek ile aynı yanlış düşüncedir.
Ayrıca Slobodan Miloseviç’i yakalayıp Lahey mahkemesine teslim edende “ Kasap” diye nitelediğin Sırp halkıdır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Sırbistan ziyaretinde Miloseviç ile "el sıkıştığını" söylüyor. Miloseviç ölü olduğuna göre, Sırbistan'ın şimdiki cumhurbaşkanını kastediyor ve onu "insan kasabı" olmakla suçluyor. Ülkeyi yönetmeye aday olanlar  böyle -en hafif tabirle ihtiyatsız- bir ifadede nasıl bulunur! Yarın bu ülkenin cumhurbaşkanı kendisi olursa, o halkın ve o cumhurbaşkanının yüzüne nasıl bakacak!
Konuşmanın yukarıdaki kısmını Dışişleri Bakanlığında bir kıdemsiz meslek memuruna (yani genç bir monşere) gösterse, o memur, iktidara aday olduğunu söyleyen bir partinin genel başkanının öyle bir konuşma yapmasının hiç uygun  olmayacağını söylerdi
Beyefendi ve etrafındakiler diplomasi alfabesinin henüz "A"sındalar. Yedi yıldır hiç mesafe alamamışlar...