21 Ağustos 2017 Pazartesi

ÖĞRENME HAKKI


Demokratik bir ülkede iktidarı elinde bulunduranların denetimi, gözetim altında tutulması, demokrasilerde dördüncü kuvvet olarak nitelenen medyanın-basının- demokratik işlevlerinin önemli bir boyutudur.
Demokrasinin geliştiği batı ülkelerinde özgürlükler -basın özgürlüğü de-soyut şeyler değildir. Uzun mücadeleler sonrasında aydınların, kanaat önderlerinin mücadele içinde ağır bedeller ödeyerek öğrendiği bir takım kazanılmış haklar olarak karşımıza çıkar.
Daha da öz bir biçimde ifade edersek “ Basın Özgürlüğü” bireyin siyasal iktidarlara karşı yürüttüğü yiğitçe,  kahramanca bir savaş olarak görülüyordu.
Bugün gelinen noktada, insanların yaşadıkları toplumda olan biteni öğrenme hakkı, bu mücadelenin sonucudur..
Bu olan biteni öğrenme hakkı özellikle de  demokrasinin tüm kural ve kurumlarıyla oturmadığı ülkelerde siyasi iktidarlar tarafından  çeşitli gerekçelerle  kısıtlanmaya, engellenmeye çalışılmakta ve insanların yaşadıkları toplumda olup biteni öğrenmesinin önüne geçilemeye çalışılmaktadır.
Geniş anlamda iletişim özgürlüğü diye niteleyebileceğimiz bu söz ve basın özgürlüğü, halkın demokratik tercihini en doğru en sağlıklı şekilde kullanabilmesinin olmazsa olmaz bir şartıdır.
Bireyin ve dolayısıyla bireyler topluluğu olan halkın demokratik tercihini en doğru ve sağlıklı bir şekilde yapabilmesi için fikirlerin düşüncelerin özgürce ifade ve açıklanmasının  hiçbir şekilde Avrupa İnsan Hakları sözleşmesinin 10. Maddesinde sayılanlar dışında kısıtlanmaması gerekir.
Bunun tek istisnasının hürriyetleri yok etme hürriyeti tanınamayacağıdır.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. Maddesinde, hürriyetlerin demokratik bir toplulukta zaruri tedbirler mahiyetinde olarak sınırlandırılabileceği belirtilmiştir.Bunlar Milli Güvenlik, toprak bütünlüğü ve kamu emniyetidir.
İnsanların yaşadıkları toplumda olup biteni öğrenme yani bilgiye ulaşma  hakkı olduğu tartışmasız olduğunu göre, bu özgürlüğün salt gazetecinin özgürlüğü düşüncesi ve kavramı artık çok gerilerde kalmıştır.
Bu özgürlük, gazetecinin değil halkın haber alma, bilgi edinme  özgürlüğüdür. 
Artık Türkiye’de de basın özgürlüğünü gazetecinin özgürlüğü biçiminde algılamayacağız, iletişim hakkını, aydınlanma hakkı çerçevesinde, bireyin vaz geçilmez temel hak ve özgürlükleri çerçevesinde   anlamak zorundayız.Bu özgürlük, yani bilgiyi yayma ve bilgi edinme hakkı  demokrasiler için kurucu nitelik taşımaktadır.
Gazetecilik bunu gerçekleştiren iletişim araçlarından sadece bir tanesidir.Basın özgürlüğünün kısıtlandığı alan Milli Güvenlik, toprak bütünlüğü ve kamu güvenliğidir.
Milli Güvenlik sınırlamasını, bir bilginin aktarılmasının engellenmesi değil, bozguncu söylemlerin yasaklanması olarak algılamak gerekir.
Milli Güvenlik:  Devletin anayasal düzeninin  milli varlığının  bütünlüğünün  milletler arası alanda siyasi sosyal  kültürel ve ekonomik bütün çıkarlarının yanı sıra  uluslar arası anlaşmalarla kararlaştırılan haklarının  her türlü iç ve dış tehditlere karşı korunması ve kollanması olduğuna göre, bunu ihlal etmeyen her türlü düşünce açıklaması, haber bu gerekçelerle sınırlanamaz, insanlar bu gerekçelerle özgürlüklerinden yoksun bırakılamaz.
Etnikcilik yapmak, mezhep kavgasını kışkırtmak, ayrlıkcılığı tahrik etmek elbette düşünce ve ifade özgürlüğü içinde düşünülemez ve himaye edilemez.
Yani öğrenme hakkı içinde engellenmesi gereken demokrasinin zehiri olan kargaşa ve kavgadır.
Özellikle Türkiye gibi ülkelerde, kargaşa ve kavga çıkartmayı kendilerine bölüp parçalayıp hükmetmeyi bir amaç olarak gören emperyalistler, yurt içinde kendilerine uygun, kullanabilecekleri hainleri her zaman bulurlar.
İşte bunlar ülke bütünlüğünün en büyük düşmanıdır.