27 Ağustos 2014 Çarşamba

GÜCÜNÜZ DE GÜÇLERİ DE YETMEZ


Siyaset Bilimine Giriş kitaplarında siyasi partiler “Bir program etrafında toplanmış, siyasal iktidarı elde etmek, ya da paylaşmak amacını güden, sürekli örgüte sahip kuruluşlardır” diye tarif edilir.
 Yani asıl hedef, bir program çerçevesinde iktidar olmaktır.
CHP’de siyasi parti olduğuna göre, asıl hedefinin seçimlerden birinci parti olarak çıkıp, iktidarı almak olması gerekir.
“Y-CHP”nin Genel Başkanı, geçtiğimiz Salı günü bir gazetede yayınlanan demecinde “2015 seçimlerinde oylarımızda ‘anlamlı’ bir düşüş olmadığı takdirde istifa etmem. Sıfır noktalarda azalmalar istifamı gerektirmez.” Buyurmuş.
Bunu okuyunca, insanın aklına “Yeni Türkiye”yi şekillendirmeye çalışanların, asıl oğlan Recep Tayyip Erdoğan’ın yanına yardımcı aktör olarak demek ki “Y-CHP” nin Genel Başkanı’nı seçmişler diye geliyor.
İktidarı, Başbakanlığı  hedeflemeyen bir Genel Başkan olsa olsa yardımcı aktör olur, o zaman seçmenlerini nasıl harekete geçirecektir, daha aktif davranmaya nasıl teşvik edecektir, seçmenlerini sandığa “tıpış tıpış” değil hırsla, arzuyla koşmaya nasıl ikna edecektir.
Başbakanlığı kendine hedef koymayan, söylemleri ile bunu aklından bile geçirmediğini gösteren bir parti Genel Başkanı, nasıl olacakta kitlelerde umut yaratacaktır.
Bir genel başkan düşünebiliyor musunuz ki; bir siyasi partinin bir program etrafında toplanmış insanlardan oluştuğunun bile farkında olmasın.
Farkında olmadığı o kadar açık ki, zira yine bir başka gazeteye verdiği demeçte “Diyarbakırlılara, Hakkarililere, Vanlılara sesleniyorum. Kim CHP’den milletvekili görmek istiyorsunuz, bana getirin. Söz, ben onları aday göstereceğim” demiş.
Aslında bu cümle için çok başka bir kelime söylenebilir, yakışıksız olacağı için “demiş” diyorum.
Kemal bey, dinci/mezhepçi, siyasal İslamcı, ulus devlet karşıtı bir bölücü, aydınlanma düşüncesi muhalifi, Cumhuriyet deneyiminin başarısız olduğunu düşünen, İslam Devleti taraftarı birilerini de getirseler, aday mı yapacaksınız?
Bir partinin programı, ilkeleri sizin için hiçbir mana ifade etmiyor mu? Onun bir kıymeti har biyesi yok mu?
Tek başına, kimseye danışmadan, yetkili kurullarında görüşmeden karar vereceksiniz öyle mi?
Bu söylemen ne yaman bir çelişidir.
Hani siz parti içi demokrasiden yanaydınız, hani eski alışkanlıkları yıkacaktınız.
Bırakın sizden hemen önce görev yapmış olanları, hani o diktatör, faşist olmakla suçladığınız 1930 ların CHP’sinde partinin başına sizin gibi paraşütle de gelmemiş insanlar bile bunu söylemediler, söyleyemediler.
Ama siz bun yapsanız bile yetkili kurullarınızdan kimse çıkıp da “ne yapıyorsunuz” demez, Cumhurbaşkanı adayını belirlerken kulağınıza fısıldanan ismi, kimseye danışmadan açıkladığınız zaman bunu içlerine sindirenler bunu da hazım ederler.
Daha çok yakınlarda yine CHP’nin tarihinde hiç kavgalı olmadığı “dindarlara” bir çağrıda bulunarak, “Dindar yurttaşlarım, biz barışmak zorundayız, bizi anlayın kucaklayın” dediniz.
Aslında bu çağrıyı, o saf temiz dindarlara değil, Atatürk düşmanlarına, siyasal İslamcılara yaptınız.
CHP dünyası ile hiç alakası olmayan, Siyasal İslamcılara, bölücüleri partiye davet ediyorsunuz, ama bu da bir fayda sağlamıyor, hala kendinize hala yüzde 26-27 yi hedef alıyorsunuz.
O oranları tutturursam kendimi başarılı sayarım diyorsunuz.
CHP ne zaman saf temiz dindarlarla kavgalı oldu, CHP sadece dince kutsal değerleri siyasi pazarlama aracı olarak kullanan din tüccarları ile kavgalı oldu.
Söylemlerinizden, siyasal parti olmanın olmazsa olmaz koşulu, programa bağlılık sizi hiç ama hiç ilgilendirmiyor.
10 Aralık Hareketinden, bu partiye devşirdiklerinizle beraber CHP’yi bitirmeye, vakıflaştırmaya mı çabalıyorsunuz.
Ne sizin gücünüz ve ne de sizi Genel Başkan yapma projesin dizayn edip hayata geçirenlerin gücü, aydınlanmanın ışığı Atatürk’ü ve onun değerlerini, CHP’den silmeye yetmez.